1997 mezunları okula döndü, hem de ne dönüş… 150 yaşını kutlayan Üsküdar Amerikan Lisesinin tarihinde 100 bin dolarlık toplu sermaye fonu (endowment) oluşturan ilk mezun sınıfı oldular. Bu fonla sağlanan burslar okulları yaşadıkça, her yıl genç bir kardeşlerinin hayatında unutulmayacak bir iz bırakacak…
Üsküdar Amerikan Lisesinin kampüsüne girince Huntington Binası’nın sağından ilerleyince ağaçların arasında Kinney Cottage binasını görebilirsiniz. Bu şirin, dağ kulübesi tadındaki bina 1956 yılında Practice House adını almıştı. Home Economics dersi bu binada yapılıyor, hatta son sınıf öğrencileri gruplar halinde binada yatılı kalarak dersin bitirme sınavı veriyorlardı. 1997’de bina yenilendi ve o zamandan beri de mezunlar derneği ve mezun ofisi olarak kullanılıyor. Üsküdar Amerikan bu yıl 150. yaşını kutlarken Kinney Cottage okul tarihinde bir ilke imza atan 1997 mezunlarını konuk etti. 97 sınıfı topladıkları 100 bin dolarlık bağışla oluşturdukları endowment fonu sayesinde Üsküdar Amerikan yaşadıkça bir öğrencinin eğitimini karşılayacaklar.
Sınıfı temsilen okula gelen Dan Hananel, Aslı Kurul Türkmen ve Yavuz Yürür teşekkür belgelerini Okul Müdürü Ayşe Hillhouse ve SEV Yönetim Kurulu Üyesi Galip Selçuk’tan (ACI’93) aldılar. Ardından sıcak bir okul günleri sohbeti başladı. 1997 mezunlarının okul tarihinde ilk olmaları da “ilk ilkleri” değil. Okulun 1990’da karma eğitime başladığı ilk sınıf olmaları aslında başlı başına ayrı bir konu… Ablaların küçük oğlanları öpücük yağmuruna tutmaları… Vahşetball turnuvaları… Karambol kavgalarında arada öğretmenlere sallamalar… 30 yıldır okulda görev yapan eski beden eğitim öğretmeni Mr. Hillhouse’un da katılmasıyla muhabbet nirvanaya ulaşıyor. Sınıfın mezun olduğu 1997 yılıysa ortaokul bölümünün kapandığı yıl olması da ilginç bir rastlantı. Son yıllarda sayısı hızla artan ve 5 yıl boyunca bir öğrenciye burs sağlayan mezun sınıfı burslarını da 2017’de Üsküdar’da ilk başlatan onların sınıfı oldu… Connect olarak onları eğlenceli sohbetten koparıp Dan Hananel, Aslı Kurul Türkmen ve Yavuz Yürür ile okulun ilk endowment fonunun hikâyesini konuştuk.
Öncelikle sizleri kısaca tanıyabilir miyiz?
Aslı Kurul Türkmen: 97 mezunuyum. Mezun olduktan sonra üniversite için Amerika’ya gittim. 10 sene kadar ABD macerasından sonra 2007’de Türkiye’ye döndüm. O zamandan beri de Endeavor Türkiye ofisinde çalışıyorum. Halen yönetici direktörlüğünü yapıyorum. Start-up'larla ve girişimcilerle çalışıyoruz. Kalkınma amacı güden bir sivil toplum kuruluşu diyebiliriz. Girişimciliğin bu çarkı döndürdüğüne inanıyoruz. O yüzden girişimcileri destekliyoruz. Ayrıca SEV’de Denetim Kurulu Üyesi olarak destek veriyorum.
Yavuz Yürür: Ben üniversitede Türkiye'de kaldım. Elektronik mühendisi oldum. Ondan sonra işletmede MBA yaptım. Şimdi kendi girişimimde çalışıyorum, depoculuk yapıyorum. Depo alanları geliştiriyoruz.
Dan Hananel: Ben de 97 mezunuyum. Aslı gibi mezun olduktan sonra 9 sene üniversite eğitimi ve ardından iş tecrübelerim Amerika'da oldu. Sonra biraz ara verdim. Ardından Singapur ve Fransa’da MBA. Ondan sonra da Türkiye'ye döndüm ve o zamandan beri aile işinde çalışıyorum.

Soldan sağa: Gamze Artun (SEV İş ve Kaynak Geliştirme Müdürü), Ayşe Hillhouse (UAA Okul Müdürü), Dan Hanalel (UAA’97), Yavuz Yürür (UAA’97), Aslı Kurul Türkmen (UAA’97 -SEV Denetim Kurulu Üyesi), Galip Selçuk (ACI’93 -SEV Yönetim Kurulu Üyesi)
2017 yılında Üsküdar Amerikan’da ilk mezun sınıfı bursunu oluşturan sınıf oldunuz. Bu fikir nasıl doğdu?
Dan Hananel: En başından başlarsak, aslında hikâye MBA’den mezun olmamdan hemen sonraya kadar gidiyor. Mezun olduktan bir yıl sonra INSEAD’a bağış yapmaya başlamıştım. Yurt dışında bu durum oldukça yaygın bir kültür tabi. Oraya bağış yapınca Üsküdar’a da yapayım dedim. Okula mail attım, sonra aradım, ama o zaman geri dönüş alamadım. Aradan 10 sene geçti. SEV’in dergisinde bir haber çıkmıştı, sonra bir mail de gelmişti. “Bir İz de Sen Bırak” adında bir kampanya başlamıştı. Tekrar iletişime geçmeye çalıştım. Bir randevu aldım ve okula gittim. Ve o gün şansa Yavuz da buradaydı. Benimle aşağı yukarı aynı saatte randevu almış gelmiş. O da bağış yapmak için gelmişti. Hadi sınıfça bir şeyler toplayalım, sınıfça birini okutalım dedik. Ben bir de endowment yapalım mı dediğimde Yavuz, “tamam benim bağışım endowment’a gitsin, yeterli miktara ulaşamazsak bakarım kendim” dedi. Aslında öyle başladı. Hem bir çocuğun 5 yıl bağışını toplayarak okutmaya çalışmak yani mezun sınıfı bursu, hem de endowment için bağış toplayacaktık.
Endowment fikri ilk başta var mıydı? Mezun sınıfı bursu ile arasındaki farkı herkes biliyor muydu?
Yavuz Yürür: O gün Dan ile karşılaşınca ondan öğrendim endowment diye bir imkân olduğunu ve hemen katıldım. Ama sınıfta ne olduğunu bilen üç dört kişi vardı belki.
Dan Hananel: Aslında Bir İz de Sen Bırak içinde zaten endowment fikri de vardı. Ancak kimse belki miktardan dolayı, belki yeterince anlaşılmadığı için, oraya girişmek istemiyor gibiydi. Ben dedim ki, biz yapacaksak aslında onu yapmamız lazım. Çünkü endowment kalıcı bir fon, yani bir kere oluşturduk mu okul var oldukça bir gencin eğitim giderini karşılayabiliyorsunuz. Kalıcı, istikrarlı ve sürdürülebilir… Mezun sınıfı bursu da mutlaka faydalı ama 5 sene her yıl tekrar tekrar uğraşıyorsunuz bağış toplamak için. 5 sene bunu toplamak gerçekten zor bir iş. Emin olun aynı eforu beş yıl gösterseniz zaten toplayacağınız miktar 100 bin dolarlık bir endowment fonu ediyor neredeyse.
Aslı Kurul Türkmen: Ben ilk mailleri hatırlıyorum. Endowment için kaç para vermemiz lazım söyle Dan diye konuştuk. Çünkü endowment bir tarafta, çocuk okutmak bir tarafta. İlk başta endowment’ı anlaması, anlatması zordu. İnsanlara endowment’taki perpetuity olayını, yani daimîlik, süreklilik olayını anlatmak gerekiyordu... Bu fon var oldukça, okul var oldukça bir çocuğu okutacaksınız kısmını... İnanması, anlatması da o kadar kolay değil gerçekten.
Türkmen: “İlk başta endowment’ı anlaması, anlatması zordu. İnsanlara endowment’taki perpetuity olayını, yani daimîlik, süreklilik olayını anlatmak gerekiyordu... Bu fon var oldukça, okul var oldukça bir çocuğu okutacaksınız kısmını... İnanması, anlatması da o kadar kolay değil gerçekten.”

Aslı Kurul Türkmen (UAA'97)
Sonra mezun sınıfı bursuna mı karar verdiniz? Çünkü 2017’de ilk mezun sınıfı bursunu da siz başlattınız…
Aslı Kurul Türkmen: Aslında her ikisine de başladık. Dan 5 yıl boyunca burs temsilcisi olarak her yıl herkesten bağışları toplamayı organize etti. Öğrencimizi mezun ettik. Gerçekten zorlu bir mesai olduğunu biliyorum. Ama Dan endowment’tan da vazgeçmedi. 100 bin doların neredeyse üçte ikisini de toplamayı başardı.
Yavuz Yürür: Dan çok şey yaptı, çok uğraştı. Bir de sınıf arkadaşınız da olsa birisini arayıp para istemek zor bir şey. Yollayacağım dedin de yollamadın oluyor. En kötüsü de o.
Dan Hananel: 5 yıl beni yordu gerçekten. O yüzden baştan Endowment, sadece Endowment yapsaydık dedim. Ama endowment’ı tamamlayamadık maalesef ve bir süre ara vermek zorunda kaldık. Sonra okulun 150. yılında bir fark yaratalım diye yeniden harekete geçtik. Vakıf’tan Gamze Hanım’ın desteği de oldu. Ayrıca sınıf arkadaşımız Didem Yamaç’ın önemli katkılarını da vurgulamak gerekiyor. Sonunda 1997’liler olarak endowment’ımızı 100 bin dolara çıkardık.
Peki diğer mezun sınıfları için endowment’ı biraz daha anlatır mısınız? Farkı ve önemi nedir?
Dan Hananel: Çünkü toplanan bağış hemen harcanmıyor, bir ana para oluyor. Ana para yatırım araçlarıyla değerlendiriliyor ve her yıl getirisiyle bir öğrenci okuyor. Amaç endowment'ın ana parasına dokunmamak. Burada bağışçılar olarak SEV bize çok önemli bir fırsat sunuyor. Ana paranın getirisi kadar bir miktarı da Vakıf match ediyor, yani ekliyor. Böylece bir çocuğun yıllık okul ücreti karşılanıyor. Hem de sonsuza kadar, yani okul var oldukça sürecek bir sistem. Bir çocuk mezun olduğu zaman ana para durduğu için getirisiyle sürekli bir öğrencinin daha eğitimi karşılanıyor. Bence mezunlar bağışlarını endowment oluşturmaya kaydırmaları gerekiyor.

Dan Hanalel (UAA'97)
Dan Hanalel: “Çünkü toplanan bağış hemen harcanmıyor, bir ana para oluyor. Ana para yatırım araçlarıyla değerlendiriliyor ve her yıl getirisiyle bir öğrenci okuyor. Amaç endowment'ın ana parasına dokunmamak. Burada bağışçılar olarak SEV bize çok önemli bir fırsat sunuyor. Ana paranın getirisi kadar bir miktarı da Vakıf match ediyor, yani ekliyor. Böylece bir çocuğun yıllık okul ücreti karşılanıyor. Hem de sonsuza kadar, yani okul var oldukça sürecek bir sistem."
Gerçekten bir ilke daha imza atarak örnek oldunuz… Bundan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz? Endowmentlar nasıl artabilir?
Dan Hananel: Dediğim gibi Vakfın çok önemli bir desteği var. 2. çocuğa da gidebiliriz. Başka sınıflara da örnek oluruz umarım… Ben mezun olduğum MBA okulunda bağış toplama ekibinde görev almıştım. Orada çok profesyonel bir ekip çalışılıyor. Ellerinde bir yol haritası, dokümantasyon var, taktikleri var.
Aslı Kurul Türkmen: Mesela 150 yılımız, bu yıl 10 tane 20 tane endowment gibi hedefler koymak lazım…
Dan Hananel: Hedefler ve taktikler gerekiyor. Yani 100 bin dolar mı toplayacağız. Diyeceğiz ki 90 bin dolara gelirsek 10 bin doları şu kişi veriyor mesela… 30 tane kadın mezun versin, kadın bir mezun 3 bin dolar daha vereceğim desin… 5 yıllık mezunlar şu kadar toplasın 50 yıllık bir mezun 50 bin dolar desin gibi. Yani bu tür hedefler bulmak lazım.
Aslı Kurul Türkmen: Benim ABD’deki üniversitemde Turkish Studies merkezi vardı. Fundraising için Türkiye'ye gelmişlerdi. Özel bir davette belirledikleri isimleri bir araya getirdiler. İnsanları özel hissettiriyorsunuz, yaptığınız güzel işleri anlatıyorsunuz. Londra’da, New York’ta yapabilirsiniz, büyük bağış yapabilecek insanları bir araya getirebilirsiniz. Buradaki bağışları Dan’ın söyleyediği gibi hedeflerle buluşturabilirsiniz.
Son olarak bu süreç sınıf arkadaşlarınızla ilişkilerinizi nasıl etkiledi?
Aslı Kurul Türkmen: Dan ilk bunu paylaştığında sınıfta çok tatlı bir şey oldu. Bizim zamanımızda burslu kim bilmezdik. Bağış olayı olunca herkes döküldü. Ben de burs almıştım, çok isterim geri vermek, ne kadar güzel bir şey diye. Tabi bir de yaş olarak da bizim tam kıvamımız, doğru bir dönemdi. Çoluk çocuğa karışmışız, böyle şeyleri düşünebilecek bir noktadayız yani. Sınıfın neredeyse yüzde 50'si bir şey vermiş bu süreçte. Hem bizim için hem de bunu yapan ilk sınıf olarak önemli olduğuna inanıyorum. Umarım sınıf olarak ikinciyi de yaparız, kardeş sınıfların da katılmasıyla onlarca yeni endowment ile 150. yılımızı yakışır bir şekilde kutlarız…

Yavuz Yürür (UAA'97)


UAA'97 sınıfı bahçedeki banka ve oditoryumdaki koltuğa isimlerini yazdırdı.










