Üsküdar’dan yükselen müzik sesi
Yıllar farklı olsa da koronun sesi ortak

Antarktika’da ilk Üsküdar Amerikanlı

10.06.2024

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Bengüsu Mirasoğlu (UAA'96), T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde ve TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonlarında gerçekleştirilen 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi'ne 24 kişilik ekibin doktoru olarak katıldı. Antarktika’ya ayak basan ilk Üsküdar Amerikanlı olarak orada okulunun bayrağını açması hepimizi gururlandırdı. Mart başında ülkeye dönen mezunumuz bu maceralı yolculuğu Connect'e anlattı.

Antarktika’dan döner dönmez davetimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Antarktika'ya doğru yolculuğa çıkmadan önce sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Davetiniz için ben de çok teşekkür ediyorum. Çok heyecan verici gerçekten sizlerle bunu paylaşmak. Kendi okulumla, okul grubumla, mezunlarımızla paylaşmak. Davet için teşekkür ediyorum. 1996 yılında Üsküdar Amerikan'dan mezun oldum. Bizimki son kız sınıfıydı. Bizden sonra okul karma hale geldi. Andından üniversite sınavına girdim. İstanbul Üniversitesinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesini kazandım. Orayı bitirdim ve arkasından da uzmanlık sınavına girdim. Sualtı hekimliği ve hiperbarik tıp bölümünde asistanlığımı yaptım. Uzmanlığımı aldım. Çeşitli aşamalardan geçtikten sonra İstanbul Tıp Fakültesinde namı diğer, Çapa diyelim, burada çalışmaya devam ediyorum.

Sualtı hekimliği ve hiperbarik tıp alanına nasıl yöneldiniz?

Fakültenin sonuna geldiğimizde uzmanlık sınavına giriyoruz. TUS dediğimiz bir sınavımız var. Burada çeşitli tercihlerde bulunuyoruz. O zaman beyin cerrahisinde burada bizim fakültemizde hoca olan bir aile dostumuz vardı. O bahsetti böyle bir bölüm var. Bir bak mutlaka, önü açık, çok parlak olabilir, sonrasında burası çok gelişebilir demişti. Birazcık baktım, ettim. Ben de çok ilgilendim. Hem içeriği dolayısıyla hem de doğaya yakınlığı dolayısıyla. Tercihimi buradan yana kullandım. Kazandım, geldim, asistanlığımı yaptım. İyi ki de yapmışım.

Katıldığınız Antarktika Bilim Seferleri nedir? Amaçları nelerdir?

Bilim seferleri Antarktika'da bilimsel çalışmaların yapılması için düzenlenen, belli zamanlarda düzenlenen seferler. Antarktika'da kalıcı olanlar da var. Bir yıl boyunca kalıp burada çalışmalar yapanlar da var. Bizim gibi belli dönemlerde gidenler de var. Biz yaz döneminde, Antarktika'nın yaz dönemine denk gelen altı haftalık bir zaman oluyor, ocak sonu mart başı gibi gittik. Daha önceden projesi kabul edilmiş bilimsel araştırmalar ya da araştırmacıların projelerini yapması için, burada daha önceden planlanmış çalışmaların yapılması için Antarktika’ya gidip gelinen yolculuklar bunlar. Amacı burada planlanmış çalışmaları yapmak. Bunu belki duymuşsunuzdur, Antarktika'ya gezegenin kara kutusu deniyor. Gezegenimizin geçmişiyle ilgili her türlü veriye aslında bir bakıma oradan ulaşılabiliyor. Nasıl oluştuk, nerede ne oldu ne zaman? Şu anda neler oluyor, nasıl bir gelecek bizi bekliyor? Bunlarla ilgili çalışmalar yapılıyor. Buzulların erimesi, denizlerin kirlenmesi, mikroplastikler, buradaki kuşların, canlıların nasıl etkilendiği... Bunları da çalışarak aslında biz dünyaya neler ediyoruz, bununla ilgili bir fikrimiz oluyor. Bu çalışmaların bu açıdan da önemi var. Çok ciddi bir bilimsel veri buradaki edinilen veriler. Bir yandan da bir Antarktika Antlaşması var. Bizim de bu Antarktika Antlaşması'nda imzamız var, ülke olarak. Antarktika hiçbir ülkeye ait olmayan, bu imzacı ülkelerin karar verebilme hakkı olan bir bölge. Yani kıta olarak aslında kimseye ait değil. Bu şeyleri yapabilmek için, burada bir söz hakkımızın olabilmesi için, bu anlaşmadaki devamlılığımız için, bizim de bir bilimsel veri üretmemiz gerekiyor. Yani bu bilimsel çalışma yapanların, burayla ilgili makale çıkartanların, ne kadar sahiplenirseniz burayı, sizin de ileride söz hakkınız o kadar oluyor. O yüzden stratejik olarak da son derece önemli bu bilim seferleri.

Antarktika Bilim Seferlerine siz nasıl dahil oldunuz?

Aslında ben doğrudan bireysel olarak değil, biz üniversitede bölüm olarak bu işin içindeyiz yıllardır. Bu yıl sekizincisi yapıldı. İlk yapıldığı seferden beridir biz sualtı hekimliği ve hiperbarik tıp bölümü olarak, İstanbul Tıp Fakültesi olarak bu seferlerin sağlık sorumluluğunu, sağlıkla ilgili kısımlarını yürütüyoruz. Gidecek olan araştırmacıların muayenelerini yapıyoruz. Orada sağlık hizmeti veriyoruz. Verilebildiği kadarıyla tabi. Yani böyle gözünüzde hastane gibi bir şey canlanmasın. Ben de en başından beridir, ilk bu muayeneler başladığından beridir, zaten işin içindeydim. Bir kısmının organizasyonunu yapıyorum, koordinasyonunu yapıyorum. Şu an seferleri TÜBİTAK yürütüyor. TÜBİTAK'ın Kutup Araştırmaları Enstitüsü var. Onlarla bizim fakültemiz arasındaki koordinasyonu başka bir hocamızla beraber ben yürütüyorum. Sürekli bizden bir hekim gidiyordu bu seferlere. Ben de hep gitmek istiyordum. Ama bir türlü mümkün olamamıştı çeşitli sebeplerden. Bu sene kısmet oldu. Ben gitmiş oldum.

Antarktika zorlu bir coğrafya kuşkusuz. Doğa, outdoor sporlara merakınız var mıydı?

Outdoor konulara merakımız var. Evet merakım var. Benim de var, ailecek de var. Zaten bu bölümü seçmemde ya da burada mutlu olmamda bununla alakalıdır. Biz sürekli doğa yürüyüşleri yapan, trekkingler, hikingler, koşular, dalışlar, tırmanışlar falan bunlara zaten merakımız vardı. O yüzden bizim gibi merakı olan insanlar için Antarktika böyle bir merakın en tepesi diyebilirim. Ama bu şekilde gitmek, yani bir turistik gezi değil de bir kurumu temsil ederek ya da ülkeyi temsil ederek gitmek çok daha farklı tabii ki. Orada bir sorumluluk alarak gitmek.

Antarktika'ya gideceğiniz belli olunca neler hissettiniz?

Çok heyecanlandım tabii ki. Zaten en başından beri hep heyecan verici benim için. İnsanları hep gönderiyorum, gönderiyorum... Bu sefer kendim gideceğim belli olunca, ilk başta bir inanamama durumu oldu. Aslında benim kararıma bakıyordu hep. Sonra da biraz tabii insan korkuyor. Yani bir korkutucu tarafı da var. Çok uzağa gidiyorsunuz. Hiç kimsenin olmadığı bir yerlere gidiyorsunuz. Çok önemli bir sorumluluk alıyorsunuz. Oradaki tüm araştırmacıların sağlığının sorumluluğunu alarak gidiyorsunuz. Bir ürkütücü tarafı da var tabii o yüzden. Ama çok heyecanlı.

Sefer öncesi neler yaptınız?

Bu sefer öncesinde biz öncelikle bütün araştırmacıların burada çok kapsamlı muayenelerini yapıyoruz. Belirli bir sistemimiz var. Çok uzun zaman üstünde çalıştığımız, geliştirdiğimiz bir sağlık muayene düzeni var. Bütün araştırmacıları o standartlara göre muayene ediyoruz. İşte laboratuvarlarına bakıyoruz. Bazı görüntülemeler yapıyoruz. Bütün fiziki muayenelerini yapıyoruz. Her türlü değerlendirmeden geçiriyoruz. Dişlerinden tuttun da parmak ucuna kadar neredeyse her yerlere bakılıyor. Çünkü orada çok uzaktasınız ve sağlık olanaklarına çok uzaksınız.  Burada amacımız tabii kimseye elemek değil. Çünkü zaten çok küçük bir gruptan gidiyor bu insanlar. Böyle bin kişinin arasından en iyi dört kişiyi seçmiyorsunuz da, zaten elinizdeki yani gidecek olan insanları oraya hazır hale getirmeye çalışıyoruz. Çünkü hem kişilerin sağlığı için hem gidecek herkesin sağlığı için çok önemli bu. Hem de tabi seferin devamlılığı için önemli. Bir kişiye bir şey olması demek, bütün seferin kalması demek oradayken. O yüzden çok ciddiye alınıyor bu muayeneler. Bunları tamamlıyoruz. Bütün araştırmacıları hazır hale getirdikten sonra, varsa bir problemleri çözdükten sonra da ikinci aşaması zaten yola çıktığımız zaman başlıyor. Bunun dışında da gitmeden önce bazı hazırlıklar yapılıyor. Üç günlük bir eğitim kampı oluyor. Hem teorik hem pratik olarak Antarktika'yla ilgili, gemiyle ilgili, doğada yaşamla ilgili teorik pratik eğitimler alınıyor. Sabahtan başlayıp gece yarılarına kadar süren eğitimler var. Bunları da tamamlandıktan sonra sizin kişisel hazırlıklarınız kalıyor geriye. Benim için mesela ilaçların hazırlanması, tıbbi malzemenin hazırlanması gibi. Kendi üstünüzü, başınızı, çantanızı hazırlıyorsunuz. Bunlar ayrıca sürüyor. Gittikten sonra da zaten uçağa bindiğiniz andan itibaren, yani orada toplanıp havaalanına ulaştıktan sonra da bütün sağlıkla ilgili konulardan, benim için öyleydi en azından sağlıkla ilgili konulardan biz sorumlu oluyoruz. Ta ki geri dönüp uçaktan inene kadar. İkinci aşaması da o.

"Buradan Brezilya'nın Sao Paulo şehrine direkt uçuş. Sao Paulo'da biraz durduktan sonra Şili'ye, Santiago'ya. Santiago'da biraz bekledikten sonra yine Şili'nin güneyinde Punta Arenas şehrine. Punta Arenas'tan da tekrar uçakla Antarktika kıtasının Antarktika yarımadası var, dışarıya doğru uzanan, orada King George Adası'nda küçük, havaalanımsı bir yer var oraya ulaşıyorsunuz."

Antarktika'ya ulaşma yolculuğu nasıldı?

Yolculuk çok uzun. İstanbul'dan yola çıkıyorsunuz. Buradan Brezilya'nın Sao Paulo şehrine direkt uçuş. Sao Paulo'da biraz durduktan sonra Şili'ye, Santiago'ya. Santiago'da biraz bekledikten sonra yine Şili'nin güneyinde Punta Arenas şehrine. Punta Arenas'tan da tekrar uçakla Antarktika kıtasının Antarktika yarımadası var, dışarıya doğru uzanan, orada King George Adası'nda küçük, havaalanımsı bir yer var oraya ulaşıyorsunuz. King George'a vardıktan sonra da, tabii hava koşullarına göre bu uçaklar kalkıyor ya da iniyor, tarifeli uçak gibi düşünmeyin yani, buradan sonra da gemiye geçiliyor ve gemi yolculuğuyla da bizim kampımızın olduğu Horseshoe Adası'na gidiliyor. O da yaklaşık bir hafta kadar sürüyor. Uçak yolculukları da iki gün sürüyor bekleye bekleye gittiğiniz için. Ama King George'dan bindikten sonra Horseshoe'ya varmak bir haftaya yakın sürüyor deniz yolculuğuyla. Bazen deniz çok düzgün oluyor, bazen dalgalı oluyor. Gemiye alışkın olan var, olmayan var, biraz zorlu. Özellikle ilk günler biraz zorlu.

Antarktika'da nasıl koşullar var, çok soğuk mu?

Soğuk tabii ama düşünüldüğü kadar soğuk değil. Mesela bunu anlatırken biraz zorlandım. Çok soğuk değil mi? diye soruyorlar. Çok soğuk ama, böyle bir eksi kırklar değil. Donmuyorsunuz yani dışarıda. Üşürsünüz, durursanız üşürsünüz, ama buz tutmuyorsunuz en azından. İlk gittiğimizde mesela biraz kar vardı, ama her yerde kar yoktu. Kar yağdığı zamanlar oluyor. Çok rüzgârlı olduğu zaman oluyor. Ama kar yağdığı zaman mesela gerçekten bir anda her yer bembeyaz oluyor. Bir saniyede hava değişiyor ve hava gerçekten çok değişken. Ama bizim gittiğimizde hava sıcaklığı eksi beş ile eksi on arasında değişiyordu. Tabii ona göre korumalı kıyafetleriniz var. Güneş olduğu zaman birazcık daha ılık oluyor. Rüzgâr olduğu zamanlar çok soğuk oluyor. Rüzgârı, çok başka türlü bir rüzgârı var onu kesinlikle söyleyebilirim. Jilet gibi kesiyor dedim rüzgâr. Gerçekten böyle yüzünüzün kesildiğini hissediyorsunuz şiddetle estiği zaman. Hava koşulları böyle. Onun dışında tabii dağ, taş her yer. Başka da fazla bir şey yok. Deniz koşulları zaten havaya göre değişiyor.

Antarktika'da günlük rutininiz nasıldı, neler yapıyordunuz?

Günlük rutin çok standart aslında bütün sefer boyunca. Her şey çok programlı. Çünkü çok kısıtlı bir süreniz var. Ve o kısıtlı süreyi en iyi şekilde kullanmaya çalışıyorsunuz. Gemide konaklanıyor bu arada. Geminin yemek yenilen alanı hepimiz için, herkesin aynı anda yemek yemesi için yeterli olmadığından, iki grup halinde yemekler yeniyor. Kahvaltı da aynı şekilde. Sabahleyin kalkılıyor, yedi ve yedi buçuk gibi. Saat sekiz, sekiz buçuk gibi de gemiden botlar karaya hareket ediyor. Yani herkes görevine gidiyor... Kimin ne görevi olacağı, kimin o gün ne iş yapacağı bir gece önceden zaten kararlaştırılmış oluyor toplantıda. Bu kişi şu alana gidecek, şu göle gidecek, şuradan şu örneği alacak gibi. Herkes kendi görevine göre botlarla, büyük büyük zodyak botlar var, o botlarla önce kampa gidiyor. Kampta herkes son hazırlığını yapıyor. Ve görevlerine dağılıyor. Çantasına ihtiyacını, günlük olan ihtiyacı nelerse dağıtılıyor. Ve işi bitene kadar karada kalmaya devam ediyor. Ya da işi denizde ise botun üstünde kalmaya devam ediyor. Bütün işler böyle yapılıyor. Öğlen sahada olacak olan herkes için kumanyası veriliyor. Sizin günlük bütün ihtiyacınızı zaten suyunuzu, çayınızı, kahvenizi neyse yanınıza almış oluyorsunuz. İş ne zaman biterse, o gün işiniz ne zaman biterse gemiye öyle dönüyorsunuz. Zaten gece de çok olmadığı için, hava aydınlık olduğu için saat onlara, on birlere kadar çalışan arkadaşlarımız vardı. Sonra da yine toplantılar yapılıyor. Ertesi günün kararları veriliyor. Küçük bir yer var salon gibi, sosyalleştiğimiz bir yer, orada herkes biraz konuşuyor, muhabbet ediyor. Zaten herkes çok yorgun oluyor hemen kamerasına çekiliyor. Herkes dörder kişilik kameralarda kalıyor. Zaten nerede uyuduğunuzu bilmiyorsunuz sonra.

Antarktika'da yaşamak, gemide yaşamak nasıldı? Antarktika için medeniyetin ulaşmadığı yer deniyor, uzaya benzetiliyor. Siz neler hissettiniz?

Gemide yaşamak benim için çok zor değil, çok yabancı değil. Biz görev icabı gemilerde çok kalıyoruz. Benim işimin bir kısmı bu. Çünkü dalış işlerinde bulunuyoruz biz. Yani böyle uzakta olduğum yerlerde çok kaldım. Aynı şekilde kamaralarda, daha küçük gemilerde, şantiyelerde kaldım. Mesela Avrasya Tüneli yapılırken de biz çalıştık orada. Bir buçuk sene neredeyse şantiyede yaşadım. Bundan çok daha zorluydu koşullar, onu söyleyebilirim. Gemide olmanın şöyle bir şeyi var tabii, bir süre sonra herkes alışıyor. Ama yani kapalı alan olması, birlikte yaşamak, o şeyler rahatlıyor bir süre sonra. Ama sahaya çıktığınız zaman çok başka. Yani gemiden inip karaya geldiğiniz zaman ve durduğunuz zaman çok özel bir hissi var gerçekten de. Çok farklı, hiçbir yere benzemiyor değil mi diyorlar? Gerçekten hiçbir yere benzemiyor. Çünkü o sessizliği çok başka, doğası çok başka. Uzay gibi mi? Uzayı keşke görebilseydim ama, uzay çalışmalarının yapıldığı yerlerden bir tanesi de aynı zamanda Antarktika. Farklı, yani hiçbir yer gibi değil dedikleri doğru, öyle. Ama burada bir şey söylemek istiyorum ben. Medeniyetin ulaşmadığı diyorsunuz ama orada tur gemileri gördük. Ben gittiğimde gördüm. Ufak ufak artık gelmeye başlamışlar. Çok turist gemisi vardı mesela. Kocaman kocaman gemiler geliyor.

Antarktika iklim değişikliği, buzulların erimesi gibi konularda sıkça gündeme geliyor. Orada neler gördünüz?

İklim değişikliğini orada zaten birebir hissediyorsunuz. Bu sene böyle gözümüzün önünde gümbür gümbür buzluların indiğini gördük. Ama bu hani doğal süreç deniyor, o olacak bir yandan. Ama bu sene diğerlerine göre, daha önceden gitmiş olanlara göre, onlardan duyduğumuz kadarıyla çok daha fazla, denizde buz dağı ve buz vardı. Normalde o kadar olmasını beklemiyorlarmış mesela. Bu da tabii gemi seyrini çok zorlaştırıyor. Güvenlik açısından da çok sıkıntılı. Hep projektörlerle geceleri, yani gece çok olmuyor ama gece gidildiği zamanlarda projektörlerle gidiliyor. Yani şu hissediliyor, ne kadar medeniyet gelmedi deseniz de medeniyetin etkileri birazcık gelmeye başlamış. Bu sene mesela aynı zamanda kuş gribinin de etkileri vardı. Kıtada da yayılmaya başladığı için. Onun da bazı etkileri vardı. Bazı yerlere girilmesi yasaklanmıştı. Kuşlarda hastalıklar görülmeye başlamıştı. Oranın da etkilenmiş olduğunu görmek çok üzücü gerçekten.

Orada olmak insana neler hissettiriyor? Karşılaştığınız zorluklar oldu mu? 

Güzel ve çok ayrıcalıklı bir şey orada olmak. Doğanın içinde olmak bambaşka. Bazen insan nerede olduğunu unutuyor, ama sonra hatırlayınca bir anda böyle bir heyecan geliyor oradayken. Zor tabi, uzakta olmak, yani aileden uzakta olmak, evinizden uzakta olmak çok zor. Ama, oranın bir parçası olmak bambaşka. Zorlukları derseniz şunu hep söylüyorlar oradayken, zaten dönüş yolculuğunda da bahsedeceğim o konudan, Antarktika'da kararı hep hava verir diyorlar. Sen istediğin kadar plan yap. Son sözü hava söyler. Bunu biz dönüş yolculuğunda birebir yaşadık gerçekten de. Çünkü çalışmaya, sahaya çalışmaya gitmeniz bile hava koşullarına bağlı. Yani rüzgar 25 knotun üstüne çıkarsa bot çıkamıyor, siz de gemide kalıyorsunuz. Günlerce hava öyle eserse hiçbir yere gidemezsiniz ve çalışmanızı yapamazsınız. O yüzden çok önemli o ayarlamaları yapmak. Neyse ki böyle bir şeyle karşılaşmadık. Çok pırıl pırıl tertemiz, sağlık açısından da hiç problem olmayan bir sefer geçirdik. Sonra da işte 20 Şubat gibiydi galiba dönüş yolculuğuna başladık.

Dönüş yolculuğu nasıl geçti?

Dönüş yolculuğunda, aslında giderken de oluyor, bazı yerlere uğraya uğraya gidiliyor. Gene yaklaşık bir hafta sürüyor ama çeşitli çalışmalar da yapılıyor. Başka bir adamızda, bizim meteoroloji istasyonumuz var. Onun bakımıyla ilgili bazı işler yapılıyor, oradan veri alınıyor. Bazı kargo operasyonları oluyor. İspanyol üssünde bazı kargo ile ilgili işler oldu. Ama hava nedeniyle İspanyol üssüne yaklaşamadık. Bir gün açıkta bekledik oraya girebilmek için, o kargoyu verebilmek için. İşte dediğim gibi yani hava izin vermiyor gerçekten de. Yavaş yavaş yoldaki işleri de yapa yapa yaklaşık yine bir hafta içerisinde ilk başladığımız noktaya King George'a geldik. Ama King George'tan uçamadık. Çünkü iki gün uçaklar çalışmadı. İki gün bekledik. Öyle olunca bütün uçak biletleri, bütün rezervasyonlar, her şey değişti. Tabii biz oturuyoruz, bizim için çok büyük bir şey olmadı. Geminin içinde bekliyoruz. Ama düzenleyici olanlar, koordinatörler tabii çok daha strese girdiler ve ayarlamalarla uğraştılar, organizasyon işleriyle uğraştılar. Dönüş yolculuğu sırasında, onu da söyleyeyim, Bulgaristan üssünden de bilim insanlarını bizim gemiyi aldık. Onların dönüşleri de bizimle beraber oldu. Bu da şu aslında, şunu söylemek istiyorum burada. Antarktika'da herkes birbirine çok yardımcı ve herkes birbirini kolluyor. Tabii tatlı bir rekabet hep var. Bilimsel çalışmalarla ilgili, yazdığınız yayınlarla ilgili. Ama komşuculuk da çok var. Bir şeye ihtiyacınız varsa onlardan muhtemelen karşılıyorsunuz. Onlar size yardımcı oluyorlar. Gidişlerde, gelişlerde, kargonuzda. Herkes birbiriyle bir şekilde hareket ediyor orada. Gerçekten o da çok güzel. Dünyanın olması gerektiği haliymiş gibi aslında.

Antarktika’da UAA bayrağını açmak aklınıza nasıl geldi?

Bunu yapmak hep hayalimdi. Gideceğim ve böyle bir şey yapacağım diyordum. Biz kendi kurumumuzun bayrağını hep götürüyoruz zaten. Herkes kendi kurumunun bayrağını getiriyor, kim hangi üniversitedeyse. Biz de kendi fakültemizin bayrağını götürüyoruz. Ama ben hep derdim ki, Üsküdar Amerikan’ın bayrağını da götüreceğim. Buraya ait hissettiğim kadar Üsküdar Amerikan'a da ait hissediyorum. Lise aidiyetimiz çok fazla bizim. Böyle içimden geldi ve istedim bayrağımızı da götürmeyi. Mezunlar Derneğinde sınıf arkadaşım var. Başının etini yedim. Bana bayrak bul, bir şey bul diye, bunu mutlaka burada göstereceğim diye. Hatta orada çeşitli yerlerde denemeler yaptım. Burada çektim, orada çektim. Çok da mutlu hissettim. Bu kadar düşünmemiştim, herkesi de bu kadar mutlu edeceğini. Ama çok sevindim. Böyle bir yerde olmanın, bizim bayrağımızın orada açılmasının, ismimizin orada geçmesinin, herkesi sevindireceğini bu kadar bilsem daha da çok çabalardım.

Bu bayrakla size Antarktika'ya ayak basan ilk Üsküdar Amerikanlı diyebilir miyiz?

Üsküdar Amerikan’dan Antarktikaya gelen benim bildiğim yok. Buradan gidenlerin hepsini ben gönderdim zaten. Dediğim gibi bu sekizinci sefer. Bundan önceki yedi seferde giden herkesi biliyorum. Bütün muayenelerini biz yaptık. Bütün dosyaları var. Öyle olsa muhtemelen bilirdim. Bizden giden yoktur. Ama başka ülkelerden gidenler olduysa, başka ülkelerde yaşayan mezunlarımız var sonuçta, onlar varsa onu tabii bilemiyorum. Ama bu seferlerle ülkemizden giden ilk ben olsam gerek.

Üsküdar Amerikan Lisesinin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?

Çok büyük yeri var. Kime sorsanız bizim mezunlardan, bizim sınıflardan bunları söylerler herhalde. Çok küçük yaşta giriyorsunuz. Şimdiki gibi değil o zaman. Daha çocukken giriyorsunuz ve genç kız olarak çıkıyorsunuz. Biz 11 yaşında hemen ilkokuldan sonra başlıyorduk. Kişiliğinizin, davranışınızın, çalışma yöntemlerinizin şekillenmesi aslında birazda okulun sayesinde oluyor. Bir sürü yaptığım şeyde okuldan edindiğim, liseden edindiğim bazı özellikleri hissediyorum. Okulun bizi çok şekillendirdiğini düşünüyorum. Sivriliklerimiz de oluyordur muhtemelen. Ama çok çok büyük bir yeri var. En azından kendim için söyleyebilirim, beni ben yapan ya da bizi biz yapan şeylerin içerisinde önemli bir yer tutuyor okul. Çok ciddi de bir aidiyet hissimiz var. Arkadaşlık hissi çok başka. Kardeşlik başka. Biz de kız kardeşlik var mesela. Hepimiz öyle deriz kız okulu olduğumuz için. Hep böyle gururla söylerim, Üsküdar Amerikanlıyım derken, başka türlü bir ses tonuyla söylerim.

Son olarak söylemek istediğiniz şeyler var mı?

Yer ayırdığınız için, davet ettiğiniz için tekrar teşekkür ederim. Herkese ulaşabilmek çok güzel böyle.

İLGİLİ KONULAR
BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
31.05.2024

TAC’li kardeşler tarım ve itfaiye İHA’ları üretiyor

A. Hakan Erguvan (TAC’16) ve Çağlayan Erguvan (TAC’13) Baibars Mekatronik Havacılık girişimlerine 2023 yılı sonunda dünyanın en büyük mekanik ekipman bileşeni üreticileri arasında yer alan Japonya merkezli Exedy’den 15 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldılar.

Yorum ve görüşleriniz çok değerli.