Dr. Barclay Shepard’ı saygı ve minnetle anıyoruz

Beyaz mezuniyet elbisesiyle başlayan bir tutku

08.09.2026

40’lı yılların başı... Komşusunun İzmir Amerikan Koleji’ndeki mezuniyet törenine davetli olan küçük Keriman Alp (ACI’55), bu davetin hayatının kalan kısmına damga vuracağını bilemezdi elbette. “Ablalarının” beyaz elbiseler içinde mezun olduğuna tanıklık eden küçük kız, bugün emekli maaşını bağışlayacak kadar okuluna düşkün ACI çınarlarından biri…

Röportaj: Fatma Taner (ACI’77)

Ilık bir Ağustos sabahı, Çeşme’de, ACI 1955 mezunu Keriman Alp’in evindeyim. Bir asırdan uzun süredir paylaşılan okulumuzun değerlerinin ve geleneklerinin getirdiği ortak dil ve sıcaklık var aramızda, “Bu sohbete katılmayı kabul ettiğiniz için SEV adına size teşekkür ederiz,” diyorum Keriman Alp’e.  “Rica ederim,” diyor ve ben de ilk sorumu yöneltiyorum kendisine…

Keriman Hanım, isterseniz öncelikle sizden ve ailenizden kısaca bahsederek başlayalım…

Ailem Balkanlar’dan, Arnavutluk ve Saraybosna’dan buraya göçen bir aile. Annem ve ailesi, Balkan Harbi sırasında Saraybosna’dan Türkiye’ye göç etmiş. O zamanlar annem çok küçükmüş; önce İstanbul’a ardındansa İzmir’e yerleşmişler. Yunan işgali sırasında, dayım ve teyzemlerle birlikte Soma ve Salihli tarafına kaçmışlar. İşgal sona erince geri dönüp Urla’da iskân edinmişler. Babamlarsa annemlerden daha önce, okumak için Karadağ’dan İstanbul’a gelmişler.  

İzmir Amerikan Koleji’ne girişiniz nasıl oldu; ailenizde veya çevrenizde mezunlar var mıydı?  

Evet, komşumuz Müzzan Avlar Beşe (ACI’43) ablam, kolejden mezun olurken annemle beni mezuniyet törenine davet etti. Yedi kişiydi mezunlar, beyaz elbiseler giymişlerdi. Ben ilkokuldaydım. Çok etkisi altında kaldım ve kendime söz verdim “ben de bu okula gideceğim ve böyle beyaz bir elbise giyeceğim”. Her genç kız gelinlik hayal etmiştir ama ben o beyaz elbiseyi mezuniyet elbisesi olarak düşlemişimdir ve başardığım için çok mutluyum.

 

O halde yatılı değildiniz…

Hayır değildim ama burslu okudum. Amerikalı öğretmenlerimiz hem bize hem de ailelerimize yakınlık gösterirlerdi. Din konusunda hiçbir baskı görmezdik. Çok güzel yetiştiğime inanıyorum, bu nedenle de çok mutluyum.

Bize ders dışı aktiviteler hakkında da bilgi verebilir misiniz?

Çok güzeldi; okulum bu bakımdan çok ileri görüşlüydü. Ben görmeyenler kulübündeydim; görmeyenler kütüphanesine giderek görme engellilere kitap okudum. Yanı sıra Gönül Hoşgörler (ACI’55) ile birlikte Memleket Hastanesi’ne gönüllü çalışmaya gittik. Orada hastaların mektuplarını yazardık, saçlarını tarardık, pansumanlarına yardım ederdik, onlara yemek yedirirdik. Bunu Başhekimden izin alarak yazın da yapmaya başladık; hatta başhekim dışarıda bizi gördüğü zaman, ufacık çocuklar olmamıza rağmen şapkasını çıkarır selam verirdi.

Bir de astronomi kulübü varmış galiba…

Evet… Müzik olsun astronomi olsun gece de okula gitmek için bir sebebimiz olurdu. Teleskopla ayı seyrederdik. Müzik için de öyle. O zaman İzmir Konservatuvarı açıktı. Seride Hanım (?) cumartesi günleri izahlı müzik konseri verirdi. Her cumartesi günü Seride Hanım’ı dinlemeye Konservatuara giderdik. Astroloji ve müziğin yanı sıra yedi-sekiz sene kadar Kitap Kulübüne devam ettim. 12 kişiydik, 15 günde bir toplanır ve hepimizin okuduğu bir kitabı tartışırdık. Ne güzel irdeliyorduk o kitapları… Hele kitap kokusu çok keyif vericiydi.

Okulda hatırladığınız idareciler ve öğretmenler var mı? Size neler kazandırdılar?

Müzik dersimize Mrs Blake geliyordu. Bir plak koyardı; iğneyi de plakta gelişigüzel bir yere yerleştirirdi. “Bu kimin eseri, ismi ne ve eserin neresinden bu parça?” diye sorardı. Şarkılar hakkında detaylı bilgi edinmek için cumartesi günleri Gönül’le birlikte okula gider plakları dinlerdik. Mrs Blake, bütün İzmir’de tanınan bir kişiydi. Fevkalade bilgili ve çok akıllı biriydi.  Seneler sonra bile mezunları gördüğü zaman, -evlilik soyadlarını gençlik soyadlarını bilecek şekilde- “bu toplantıya niye gelmedin” diye sorardı.

Onun döşediği yolda ilerlemişsiniz…

Evet… Bir akşam Gönül’le beni bir şiir dinletisine götürmüştü. Ardından, o gece hakkında bir kompozisyon yazmamızı istemişti. Mrs Blake’e çok şey borçluyum; bugünkü hayatımı, hayat görüşümü. Onun döşediği ışıkta yürüyerek enerjimi ondan aldım. Her şeyiyle mükemmel bir yol göstericiydi. Babam 1950’de vefat etmişti, ertesi sene okulum beni ücretsiz olarak İstanbul’daki Amerikan kampına gönderdi. İki haftalık epey pahalı bir kamptı. Orada “Best Camper” seçildim. Sonra kampı bir hafta daha uzattılar. Sonraki yıllarda beni “counselor” olarak davet ettiler. Son  sene daveti kabul edemedim, çünkü Mrs Blake beni Ankara’da Etimesut‘ta gezici hemşire kliniğinde gönüllü olarak çalışmak üzere bir aylığına gönderdi. Benim hastalara olan ilgimi görünce Mrs Blake Amerika’ya hemşirelik tahsiline göndermek istedi. Fakat ağabeyim müsaade etmedi, çünkü o dönemde sağlığım çok kötüydü.

 

ACI’dan sonra iş ve özel hayatınızda neler yaptınız?

⁠Son sınıfta branşlar ayrıldı. Mezuniyetten sonra çalışmak zorundaydım, onun için üniversite branşlarını değil, ticari İngilizce kısmını seçtim. Orada birinci öncelik, daktilo kullanabilmekti.  Ve öğretmenimin önerdiği şekilde daha okul bitmeden üç yere iş mektubu yazdım; sonunda bir tanesinden iş teklifi geldi. Amerika’ya ait TUSLOG’un (Soğuk Savaş döneminde Türkiye'deki Amerikan askeri ve lojistik birimlerini koordine eden The United States Logistics Group / Amerika Birleşik Devletleri Lojistik Grubu’nun kısa adı) finans departmanında iş verdiler. Okulumun bitmesine bir hafta vardı, beklediler ve bir hafta sonra işe başladım. Yalnız şunu belirtmek isterim; ben çok ufak tefektim. Amerikalı askerlerin hepsi boylu bosluydu ve bana “shortie” ismini takmışlardı. Dahası masamın ayaklarını kısaltıp benim bana uygun hale getirmişlerdi. Orada beş sene çalıştım, ama Dependent School’da (Amerikan askerlerinin çocuklarının eğitildiği okul), arkadaşım çalışıyordu; bana İstanbul’a taşınacağını söyledi, ben de yaz tatiline çıkmayarak arkadaşımın ayrılmasını bekledim. Sonrasında “School Asistant” olarak 22 sene orada çalıştım.

Yaşamında en mutlu senem, 1975 idi. 75 senesinde kışlık evime taşındım. Yazlık evimi, arabamı aldım ve kayağa başladım. Kayak yapmayı çok istiyordum ama kışın okuldan izin vermezler diye düşünüyordum. Kayak gezilerini düzenleyen bir arkadaşım, otelde bana bir yer ayırttığını ve gelmem gerektiğini söyledi. Ben okul müdürüyle konuştum ve izin aldım. Ondan sonra her sene kayağa gittim ve büyük zevk aldım.

27 yıl önce annemin rahatsızlığı nedeniyle emekliye ayrıldım. Mezun olduğum senelerde, annemin ve dayımın da arzusu doğrultusunda dayımın üç buçuk yaşındaki kızı Nihal’i yanıma almıştım. Nihal’imden iki kız torunum, üç torunçem var. İstanbul’da okudular, orada evlendiler ve yaşıyorlar. Yazları Çeşme’ye benim yanıma gelirler. Nihal’im beni her akşam arar, tabii okullar açıkken; yaz tatillerinde hep beraber Çeşme’de oluyoruz. Emeklilik zamanı geldiğinde Nihal’im evlenip kendi evine geçmiş olduğu için işten ayrıldım ve iyi de ettim. İki buçuk sene annemle çok güzel günler geçirdim.

Bir de emeklilik sonrası birtakım çalışmalarınız olmuş...

Evet, emekli olduktan sonra zamanımı çeşitli kurslara giderek değerlendirdim. Bunlardan ilki kilim kursuydu ve kilim kursunu daha bitirmeden bana Türk Amerikan Derneği’nde kilim hocalığı yapmamı teklif ettiler. 15 sene orada kilim hocalığı yaptım.

Görmeyenler kütüphanesinde çalıştım demiştiniz…

Görmeyenler Kütüphanesi’nde çalıştım, onlara kitap okudum. Altı nokta üzerine lügat yazdık.  Onlar yazdı ben okudum. Çok güzel dostluklar kurdum, onların dünyasına girdim. Evime, yazlığıma davet ettim ve uzun süre devam etti dostluğumuz.

ACI’dan arkadaşlarınızla görüşmeye devam ettiniz mi?

Evet ettik; çok mutlu bir şekilde. Ben Çeşme’de oturuyorum, toplantılarımızsa İzmir’de oluyor. Bu yaşıma rağmen, buradan arabayla önce garaja, oradan otobüsle İzmir’e, oradan da taksiyle arkadaşlarımın evine gidiyorum. Ve bunu büyük bir zevkle yapıyorum. Aslında yedi arkadaşız, biri hali olmadığı için katılamıyor. Biz altı arkadaş 15 günde bir buluşuyoruz. Yemekler onların evlerinde oluyor ama ben Çeşme’de olduğum için Blake House’ta yapıyorum. İnşallah Çeşme’ye de davet edeceğim onları, “havalar biraz serinlesin öyle” dediler.

Sizinle ilgili hayli güzel şeyler duyduk. Bahçeyle ilgilenmek ve hâlâ araba kullanmak gibi… Bu enerjinizi neye borçlusunuz? Gençlere neler söylemek istersiniz?

Salgından beri (Covid 19 pandemisi) yaz kış Çeşme’de yaşıyorum; her yer arabayla 5 dakika mesafede. Pazar, market, sağlık ocağı, eczane hepsi arabayla çok yakın. Araba olmasa yürümem mümkün değil. Beyaz saçlarımı görünce herkes bana yol veriyor, çok memnunum ve çok rahat kullanıyorum. Daha doğrusu araba yolları biliyor. Şakayla “Beni araba getiriyor” diyorum” arkadaşlara. Temizlik dışında bütün işlerimi kendim yapıyorum. Bir köpeğim var ve köpeğim olmasa kışın biraz zor dururum burada. Çünkü 260 haneli bir sitede oturuyorum ve bekçi yok. Yazın balkon benim ama kışın balkon köpeğimin. Yatağı orada, beni koruyor, bekçiliğimi yapıyor. Bol bol kitap okuyorum, örgü işleri yapıyorum. Bahçe sitenin bahçesi, ama suluyorum. Arka tarafta da sardunyalarım, akşam sefalarım var, onları suluyorum. Kedim vardı, maalesef trafik kazasında onu kaybettim. Yüksek enerjimin genetik olduğuna inanıyorum. Bir kısmı annemden ama bir de Mrs Blake’in döşediği ışıktan kaynaklanıyor. Gerçekten onun öğretilerinden, enerjisinden güç aldığıma inanıyorum.

Bugünden geriye baktığınızda ACI’ın hayatınızdaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

ACI iyi ki varmış; iyi ki yoluma çıkmış. Bu günümü ona borçluyum. Başta onun verdiği lisanla hayatımı kazandım. Ben babasız büyüdüm, çalışarak, lisanımı kullanarak hayatımı kazandım. Evime sahip oldum, yazlık eve sahip oldum. Bunların hepsi Kolej’in bana verdiği imkanlar sayesinde oldu.

Genç ACI mezunlarına, en kıdemli mezunlarımızdan biri olarak neler söylemek istersiniz?

Lay lay lom olmasınlar, çalışsınlar. Köşe minderi olmasınlar. Sosyal çalışmaları olsun.  ⁠Mezuniyet hem güzel bir son hem de güzel bir başlangıç; yaratacağınız gelecekte size yol gösterecek, yön verecek. Araştırın, deneyin, başarıncaya kadar deneyin. “Enter to learn, depart to serve”mottosu bize en güzel yol göstericidir. Gençlerin okulun öğretileri doğrultusunda yaşamalarını arzu ederim; sırf almak değil, biraz da vermek gerekir. Sevgi ve saygı da alınmaz verilir.

Keriman Hanım, bugünkü söyleşimiz çok aydınlatıcı oldu. Hem okulumuz hem İzmir’in sosyal hayatı hakkında çok enteresan bilgiler verdiniz, çok teşekkür ederim.

Daha çok anı var, aklıma geldikçe bunları düşünürüm. Hatta yazarım da. Size, Vakfa ama en çok da okuluma teşekkür ederim. Gerçekten çok mutluyum, çünkü çok büyük şanstı bu okula gitmem.

İLGİLİ KONULAR
BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
27.09.2024

UAA’lı olmak ufkumuzu açtı

Bilge Zabcı Koloğlu (UAA’51) yaşamını toplumsal gelişmeye ve ilerlemeye adamış bir kadın. Kurucusu olduğu ve Türkiye’de birçok ilke imza atan YÖRET Vakfı ve imzasını attığı sanat ve edebiyat çalışmaları, toplumsal ilerlemenin bütüncül bir bakış açısıyla mümkün olabileceğinin de göstergesi.

Yorum ve görüşleriniz çok değerli.