Ali Uzun (ACI’01) hukukçu mezun meslektaşlarıyla birlikte öğretmen gelişimini desteklemeyi hedefleyen 100 bin dolarlık bir fon yaratmak için kolları sıvadı. Ama bu buzdağının sadece görünen kısmı olabilir…
2025 yılının son günleri, Kurumsal İlişkiler ve Etkinlikler Müdürümüz Zeynep Atlan (UAA’02) ile Kurtköy’de Pegasus Hava Yolları’nın genel müdürlük binasının kapısında buluşuyoruz. Adeta uçağa biniyoruz… Fotoğraf çantasındaki minik swiss çakımı göz yaşlarıyla güvenliğe emanet ediyorum. Cep telefonlarımıza gelen check-in karekodlarımızı okutuyoruz. Kapıda bizi Ali Uzun karşılıyor. Çaylar kahveler söyleniyor… Kemerlerimizi bağlayıp, ACI yıllarından meslek yaşamına, SEV’deki günlerinden gelecek planlarına samimi bir sohbete doğru havalanıyoruz.
Ali Uzun 13 yıldır Pegasus’ta çalışıyor. Başhukuk Müşaviri, Sürdürülebilirlik Lideri ve Genel Sekreter olarak üç şapkası bulunuyor. Bunların üzerine, 2018-2024 yılları arasında iki dönem gönüllü olarak Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) yönetim kurulu üyeliği yaptı ve halen mütevelli heyeti üyesi… Vakıfta bu görevleri yapan en genç mezunlardan birisi...
“Kurumlarımıza sadece içeride, yönetimde görev alarak katkı sağlamanın ötesini düşünmemiz gerekiyor” diyor. Vakfın kalbindeki sekiz yılın ardından şimdi daha neler yapılabilirim diyerek mezun ağının gücünü harekete geçirmeyi hayal ediyor. Bunun ilk adımı olarak meslektaşları olan hukukçu mezunların bağışlarıyla öğretmen gelişimine yönelik 100 bin dolarlık bir fon toplamak için kolları sıvamış… “Sadece bağışlarla bir fon toplamak değil amaç, elbette kaynak önemli ama bu fonu yönetecek bir ekibin oluşması, aramızdaki iletişimin artması, belki dönemsel olarak hukukçu mezunlar olarak bir araya gelip etkinlikler, konferanslarla okullarımıza katkı sağlayabiliriz. Güçlü mezun ağımızla SEV’e ve okullarımıza dışarıdan içeriye doğru değer yaratabiliriz. Diğer meslek grupları ve uzmanlık alanlarına da örnek olabilirsek, çok daha büyük bir potansiyeli harekete geçirebiliriz” diyor.
Vakıfta yönetim kurulunda görev yapmış en genç mezunlardan biri olarak, bu güçlü bağın kurulduğu günlerden yani ACI’daki yıllarınızdan başlayalım mı?
Annem ACI’76 mezunu. Neredeyse çevremdeki herkesin annesi ACI mezunuydu. Belli bir yıla kadar ACI, sadece kız öğrencilere açık olduğu için babalar başka okullardan mezun olmuşlardı. Benim girdiğim yıllarda okulun yatılı bölümü yoktu. İzmir veya civar illerden gelenler vardı. Bu nedenle giriş puanları da çok yüksek değildi. O nedenle “benim için büyük bir hayaldi ve bu hayali gerçekleştirmeyi başardım,” diyebileceğim bir şey olmadı. Zaten hep ACI’da okuyacakmışım gibi kodlamıştım.
Okul muhteşemdi tabi. Kocaman bir kampüs, her taraf yemyeşil… Bir dersten ötekine, birbirinden uzak binalara giderdik. Binaların arkasında kaybolmak rüya gibiydi. Üniversitedeki gibi dolaplar vardı ve eşyalarımız orada dururdu. Ben ACI’yı bitirip Galatasaray Üniversitesinin Hukuk Fakültesini kazandım. Kampüs Ortaköy’de, çok güzel bir yerdeydi ama bizim fakültemiz daracık bir binaydı. Orada beş sene aynı sınıfta okudum. Hep söylerim; “Üniversite gibi lisede, lise gibi üniversitede okudum”. Bütün okullarımızın kampüslerini de gördüm ama hâlâ İzmir Amerikan’ın bu alanda rakipsiz olduğunu düşünüyorum.

Ali Uzun (ACI’01)
“Benim yurt dışım İzmir Amerikan Koleji”
Peki, hukuk alanını nasıl tercih ettiniz?
İzmir Amerikan’daki MUN (Model United Nations), lise hayatımda çok etkili oldu. MUN’un her şeyini severdik ama Ocak tatilinde arkadaşlarımla Hollanda’ya gitmek, ayrı bir motivasyon oluşturuyordu. Politika, diplomasi, siyaset ilgimi çekiyordu ve hem bir şeyler öğreniyor hem de kendi aramızda rekabet ediyorduk.
Aslında ben mimar olmak istiyordum. Ama fen matematik seçince ders programını verdiler. Bir baktım, pazartesi günü üç saat fizik, iki saat kimya, iki saat biyoloji, iki saat matematik var. Bir de ya tarih ya da beden eğitimini seçmeli ders olarak tercih etmem gerektiğini söylediler. Bense ikisini birden seçmek istiyordum. İlk günün akşamı aileme Türkçe matematik bölümüne geçmek isteğimi söyledim. O tarihte Hale Baran okul müdürümüzdü. Notlarım genel olarak iyiydi. Bana niye Türkçe matematik bölümüne geçmek istediğimi, seçmeli ders yüzünden kariyer mi değiştireceğimi sordu. Ertesi gün ben Türkçe matematiğe geçtim. Mimarlık işi bitti. Mimarlığı da oturduğum evi bir gün kendim tasarlarım diye düşündüğüm için istiyordum; vizyonum çok dardı yani (gülüyor). Sonra uluslararası ilişkiler okumayı düşünmeye başladım. Yakın bir arkadaşımın dayısı Amerikan Elçiliği’nde görevliydi; ardından birçok ülkede büyükelçilik yaptı. Başka bir arkadaşımın ailesinde de benzer işler yapan akrabaları vardı. Biz üç arkadaş Dış İşlerine gireceğiz diye planladık. Sonra üniversite tercihlerini yaparken, birbirimizden habersiz hukuk bölümünü yazmışız. Birbirimizi satmışız yani; iyi ki de satmışız... Hukuk seçmemin bir sebebi daha var. Babam yurt dışına gitmemi istiyordu. Bense eninde sonunda Türkiye’ye dönerim diye yurt dışına pek ilgi duymuyordum. Babamın ısrarı üzerine, alelacele üç okula başvuru yaptım ve Brandeis’tan kabul aldım, hatta yüzde 50 burs geldi. Yurt dışından kabul gelince ailemi burada kalmaya ikna etmem gerekiyordu. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi olursa burada kalırım, olmazsa yurt dışına giderim dedim. Sonuçta orayı kazandım. İki yıl Fransızca hazırlık okudum. Bugün bile beraber iş yaptığımız birçok kişi, “yurt dışında yaşadın mı; nerede kaldın?” diye soruyor. Erasmus için dört ay Fransa’da kalmam dışında yurt dışında hiç yaşamadığımı söylüyorum. Benim yurt dışım İzmir Amerikan Koleji. Gerçekten de yedi sene yurt dışında kalmış gibi hissediyorum. Orada o kadar doymuşum ki, üniversite ve yüksek lisans için yurt dışına gitmek için hiç uğraşmadım.
İş hayatına nasıl atıldınız?
İkinci sınıftayken Türkiye’de ofis açan ilk hukuk bürolarından White&Case’de staj yaptım. O yıllarda White&Case’te çalışmak çok önemliydi. Bugün önemli hukuk bürolarının başında bulunanların birçoğunun yolu bir dönem White&Case’ten geçmiştir. O yıllarda Türkiye'de özelleştirmeler, şirket evlilikleri havada uçuyordu ve çok iş vardı. Daha ticaret hukuku bile okumadan orada staj yaptım. Çok güzel geçti. Staj bitince orada çalışmak istediğimi söyledim, onlar da kabul etti. 2013 yılında altı senedir orada çalışıyordum; ofisteki ortam biraz değişmişti ve ayrılmayı düşünüyordum. Son çalıştığım işlerden biri de Pegasus'un halka arzıydı. Pegasus'un halka açılmasını bitirdik ve ben ayrıldım. O dönemde de Pegasus’ta hukukçu yoktu. Halka açıldığı için avukattan ziyade genel sekreter gibi çalışacak; Yönetim Kurulu ve komiteleri yeni yapıya uyumlandıracak birine ihtiyaç vardı. Beni davet ettiler ve 13 yıldır da buradayım.
13 yıl… Pegasus’ta hayli mutlusunuz…
Evet, mutluyum. Burada çok güzel bir ortamımız ve ilişkilerimiz var. Uzun seneler tek başına çalıştıktan sonra şimdi 11 kişilik inanılmaz bir ekibim oldu. Burası çok büyük bir şirket. Birkaç yıldır sürdürülebilirlikten de sorumluyum. Ekipte çevre mühendisi olan üç arkadaşım da var, yani herkes hukukçu değil. Ekibimizde bir de 2016 mezunu bir ACI’lı var.
SEV’de iki dönem yönetim kurulu başkanlığı yapan Mehmet T. Nane (TAC’84) Pegasus’a gelince daha mutlu olmuşsunuzdur…
Mehmet Bey’i daha önceden tanımıyordum; daha doğrusu Tarsus Amerikan Kolejinden kimseyi tanımıyordum. Ama SEV’in Yönetim Kurulu’na girince fark ettim ki, liseden arkadaşım Selin’in babası TAC’den Salim Erdem’miş (’75) mesela. ACI’dan bir dönem alttan Cem Çatıkkaş’ın annesi, annemin ACI’dan dönem arkadaşıydı. Meğer Cem'in babası Haldun Ağabey (TAC’75) de Tarsus mezunuymuş. Etrafımda birçok Tarsuslu varmış ama haberim yokmuş. Mehmet Bey ile ilk defa Pegasus’ta karşılaştık. Ceylan (Naseh) (UAA’99) ile de burada tanıştık… Pegasus’ta Airbus kaptan pilotudur. Ceylan'la muhabbetimizin yarısı, okullarla ilgili. Mehmet Bey, genel müdürken benim doğrudan yöneticimdi. O zamanki sohbetlerimizin yoğun bölümünü okullar ve vakıf oluşturuyordu. Onun hayatının akışında okulun önemli bir yeri var. Aradan geçen yıllara rağmen her salı günü dönem arkadaşlarıyla bir araya geliyorlar. Biz İzmirlilerin biraz daha feyz alması gerekiyor.

Ali Uzun (ACI’01)
“Mıknatıs gibi böyle birbirini çekiyor…”
Peki Vakıf’ta nasıl görev aldınız… Her biri kendi alanında hayli donanımlı, deneyimli mezunların arasında en genç yönetim kurulu üyelerinden biri olarak zorlandınız mı?
SEV Yönetim Kurulu’nda görev alma teklifi Mehmet Bey’den geldi. Ben de inanarak kabul ettim. 2018-2021 arası ilk üç sene açıkçası ne olduğunu anlamaya çalışarak geçti. Önce Mehmet Bey ile ardından da ikinci dönem Piraye (Erdem) Hanım’la (ACI’80) iki dönem yönetim kurulundaydım. 18 kişiden oluşan bir YK var; herkes 10 dakika konuşsa toplantılarımız üç saat sürüyor. Hatta 4-5 saate uzayabiliyor. Her sorun detaylı biçimde ele alınıyor ve çoğu YK üyeleri kendi alanlarında önemli isimler, bazen keskin fikirler sunabiliyorlar. Bense o kadar keskin fikir beyan edemiyorum. 3 senemi aldı adaptasyon. İkinci dönemki üç sene, Piraye Hanım’la her şeye hâkim, her konuda çok nettim. İşte o zaman faydalı olmaya başlıyorsunuz. Çünkü eğitim sektörü karmaşık ve hassas bir alan. Üç şehirde farklı lokasyonlardasınız… “Ben ilk günden buraya bir şey katar, bir değer yaratırım” diye düşünülecek bir yer değil. Yapılabilecek en güzel şey, sabırlı davranıp işleyişi anlamaya, kurumları, kişileri tanımaya çalışmak. Mesela ben üzerinde çok konuştuğumuz hastaneyi yakından görmek üzere Gaziantep’e gittim. İyi ki gitmişim; bütün bakış açım değişti, Tarsus'u ilk defa gördüm. Üsküdar kampüsüne yıllar sonra ilk defa gittim. SAC kampüsünü ilk defa gördüm. SEV Yayıncılık'ı ilk defa doğru düzgün tanıdım. Sonra ikinci dönem hakikaten katkı verebildiğim bir dönem oldu. Şimdi Mütevelli Heyeti’nde katkı vermeye çalışıyorum. Mezunları eskiden sadece İzmir Amerikan mezunları gibi düşünüyordum. Ne kadar büyük bir grup olduğumuzu fark ettim. Örneğin geçtiğimiz günlerde Engin Ünsal (TAO’51-TAC’55) Ağabey için bir belgesel izledik. Hepimiz duygulandık, gözlerimiz doluyor. Niye ağlıyoruz buna, çünkü hepimizin içinde yetiştiği kültür ortak, benzer hikâyeler. Büyük çoğunluğumuz bunun gerçekten farkında değiliz. Bunun farkına vardığınız an, hemen böyle tık diye bağlanıyor; mıknatıs gibi böyle birbirini çekiyor herkes. Bu mezun ağını geliştirmek, mezunları daha da yakınlaştırmak istiyorum. Okullarımıza çok rahat katkı verebiliriz, sadece çok kopuğuz. Benim hayalim, Vakıf’ta veya mezun derneklerinde şu görevim var veya yok bakışını kırabilmek. Mezun ağımızı çevreden merkeze, Vakfa doğru güçlendirmeyi, büyütmeyi hayal ediyorum.
Mıknatıs gibi dediniz… Peki bu çekimi artırmak için ne yapmak gerekiyor sizce…
Öncelikle şöyle bir şey var. İzmir'de bunu çok görüyorum. Birçok mezunumuz, mezun olduğundan beri hiç tekrar okula gitmemiş. Oysa okula bir kere gidince, o ortamı görünce, okulu bir de Didem Hanım’dan (Erpulat - ACI’87) dinleyince bambaşka şeyler hissediyor insan. Örneğin Kariyer Günleri’ne giden bütün arkadaşlarım, bambaşka bir ruh haliyle çıkıyor oradan. Çünkü gidiyorlar, görüyorlar, anlıyorlar, öğreniyorlar ve bütün bakış açıları değişiyor. Mezun olduktan 15-20 sene içinde kimse kimseye bakmıyor. Belli bir yaştan sonra, hayat bir düzlüğe oturunca insan yavaş yavaş sanki nostalji moduna giriyor. Bence öncelikle o dönemi kaçırmayalım. Bir de yurtdışına okumadım demiştim ama Georgetown Üniversitesindeki bir yaz okuluna gitmiştim. Orada o bağı gördüm örneğin. Okulda mezunlara akla hayale gelmeyecek imkanları vardı. Washington D.C.’de çalışan mezunlar spora kampüse gidiyor, bir araya geliyorlar. Okulu sürekli görüyorlar. “Beni burası bir yere getirdi” diyorlar. Bizler de bulunduğumuz yerleri, liselerimize, üniversitelerimize borçluyuz. O zaman borcumuzu geri ödemeliyiz. Okula dönüp tekrar insanlara hatırlatmak çok önemli bence. Bu borcu, vefayı hatırlatmak önemli. Okulun imkânlarının devam etmesi için, topluma katkısının devam etmesi için sadece Vakıf’tan, devletten bir şey beklememeliyiz. Kendimiz bir şey yapabiliriz. Ben böyle düşünüyorum ve katkı sunuyorum.
Öğretmen gelişimi için Hukukçu Mezunlar Fonu
Vakfı çevreden içeriye doğru güçlendirmekten bahsettiniz. Bu hayalinizde ilk adımı hukukçu mezunlar olarak öğretmen gelişimi fonuyla attınız sanıyorum. Biraz fondan bahseder misiniz?
Bu fonun iki temel amacı var. Birincisi, okullarımızda kaliteli bir eğitim vermeyi sürdüreceksek paraya yani kaynağa ihtiyacımız var. Ne yapsak yetmiyor, her seferinde bütçe kısıtlarına takılıyoruz. Öğretmen maaşlarını artırmamız gerekiyor. Binalar, kampüsler bizim ama, yeni yatırımlar gerekiyor, sürekli yenilemek gerekiyor. Yani kaynaklar her zaman sınırlı ve bir de çok zor bir konjonktürdeyiz. Burada önemli konulardan biri de bağışlar ve burslar. Bizler İzmir Amerikan’da 23 mezun sınıfı bursu oluşturduk; mezun sınıfları olarak bir çocuğun hayatına dokunuyoruz. Süper bir şey. Şimdi de öğretmenlerimize yönelik bir fon kurmayı istiyoruz. Bir yerde çalışmanın cazibelerinden biri ücret, diğeri çalışma koşullarıdır. Onun da önemli bir kısmı kişisel gelişimdir. Ben Pegasus'ta niye bu kadar mutluyum? Çünkü kendimi geliştirmek için fırsatlar var. Okullarımızda da öğretmenlerimizin gelişimini desteklemek gerekiyor. Bunun için de ortaya bir para koymak ve o paranın getirisiyle öğretmenlerimizi desteklemek istiyoruz.
İkinci konuysa fonun bir ağ çarpanı etkisi yapması, mezunları mesleki ilgi alanında buluşturması, yakınlaştırması. Demin mıknatıs gibi dedim, yani mezunları birbirine yaklaştırabilirseniz, tık diye bağlanıyoruz, çünkü belki yaklaşana kadar pek fark etmediğimiz bir çekim gücü var içimizde. Bu nedenle fonu mesleki bir yakınlık çerçevesinde kendi mesleğim de olan hukukçu mezunlardan oluşturmaya karar verdim. SEV okullarından mezun hukukçulara şöyle bir bakayım dedim. İnanır mısınız Türkiye'nin en iyi hukukçuları, çoğu SEV okullarından mezun ve kendi aramızda hiç böyle bir bağımız yok. Benim bile White&Case'de beraber çalıştığım bir sürü arkadaşım varmış mezun olan, ama haberim yokmuş. Yakın arkadaşım dediğim insanlar bunlar; birbirimizle hiç hangi liseden olduğumuzu konuşmamışız. Çok önemli bir eksiklik gibi geliyor bana. Yani bu fonla hem biz bir araya gelelim hem öğretmenlerimize bir kaynak yaratıp daha çok çocuğa fayda sağlayabilelim. Bizden sonra belki diğer meslek gurupları da böyle oluşumlar yaparlar. En azından hukukçularımızı bir araya getirelim istedim. İleride belki yılda bir kere bir konferans veya seminer aracılığıyla buluşacağımız etkinlikler oluşabilir. Öğrenciler de katılır. Belki eğitimle ilgili olur. Çocuk haklarıyla ilgili olur. O bağı önce bir kuralım, gerisi gelir diye düşünüyorum.
Peki, fon ile ilgili çağrınız nasıl karşılık buldu? Çalışmalar nasıl sürüyor…
Öncelikle, yukarıda size anlattığım şeyleri üç sayfalık bir mektup haline getirdim ve 20 kişiye gönderdim. Yakın arkadaşlarımla başladım. Galip Selçuk (ACI’93), Simel Sarıalioğlu (ACI’01) ve Emre Özşar (ACI’03) çağrıma cevap veren ilk isimler oldu… Ama hızla genişleteceğiz tabii ki. Hedefimiz 100 bin dolar. Vakıf’tan Gamze Hanım sağ olsun beni sürekli motive ediyor. Ama hem yapım gereği hem de biraz organik büyüme yanlısı olduğumdan adım adım ilerlemek istiyorum ilk aşamada…
Önce insanları yakınlaştırmak gerekiyor, amacım sadece bağış istemek değil dediğim gibi. Örneğin bir arkadaşıma diyorum ki, seninle bir akşam buluşmamız lazım. Buluşup aynı böyle sizinle olduğu gibi yüz yüze konuşuyorum. Çünkü her şeyin nedenini anlatmak lazım, yakınlaşmak lazım…
Girişimimizi duyanlardan bağlantılar gelmeye başladı. Geçen mütevelli toplantımızda Ceyda Abla (Aydede, ACI’73) tanımadığım bir hukukçu mezunumuz olan Sadiye Hanım’a (Özülkü, ACI’72) yönlendirdi. Eşi, Ümit Özülkü (TAC’60) de Tarsus Amerikan mezunuymuş. Sadiye Hanım'a sadece bir e-posta attım. O kadar tatlı bir cevap yazdı ki, birkaç gün yoğunum ama mutlaka konuşalım, her türlü desteğe varım, diye cevap yazmış... Yani hemen böyle tık diye bağlanıyoruz. Böyle böyle, bağlana bağlana fonu yaşayan bir hale getirmek istiyorum. Fonun işleyişinde kural olarak ana paraya dokunulmuyor, sadece neması kullanılıyor. Fonun yöneticiliği şimdilik bende. İstiyorum ki oluşacak hukuk mezunları grubumuz genişlesin. Yeni hukukçu mezunlarla tanışalım ve kendi içimizde fonun yönetimi için bir gurup oluşturalım. O da bir bayrak yarışı olsun. Vakıfta hiçbir görev almadan sadece bu fonunun yönetimine katılarak bile daha yakın tanışıklıklar, değerli katkılar sağlayabiliriz. Belki burada yapılanlar uzun vadede Vakfın kurumsal organlarında veya yönetimde görev almaya bile vesile olabilir.








