Arzularla imkânlar arasındaki gerilim: hop biir iiki

Güneşiyim ben ıhlamur çiçeklerinin her haziranda

29.06.2026

Üsküdar Amerikan Lisesi 2001 mezunları, okulun 150. yılına özel düzenlenen Grand Union’da bir araya gelerek genç yaşta yitirdikleri sınıf arkadaşları Eren Kısmet (UAA'01) anısına kampüsteki ıhlamur ağacına törenle onun ismini verdiler ve okulun bilim laboratuvarına bağış yaptılar

Günlerden haziranın o güzel İstanbul cumartesilerinden biri… Nemsiz, ıhlamur çiçeği kokulu hafif bir sıcak var havada… Üsküdar Amerikan’ın tarihi kampüsünün arka bahçesi kuytu bir orman serinliğinde. Okulun 150 yılı için yapılan Grand Union'da toplanan yüzlerce mezunla cıvıl cıvıl ortalık. Akşamki konser için sahne alacak mezunların provalarından melodiler yükseliyor arkada, arada amfilerin ayar cızırtıları. Masalarda kümelenmiş 50’lerden 2020’lere her yaştan mezun yüzleri… Hepsinde aynı okul çocuğu havası…

Ama bir masa var ki kimsenin içinden bu güzel havadan konuşmak gelmiyor. 2001 mezunlarının masası burası… Mezuniyetlerinin çeyrek yüzyılını kutluyor onlar da.

Arkadaki masalardan, akşam serinler mi biraz diye soruyor, 150. yıl yelpazesini sallayarak 60’lardan bastonuna inat kalkmış gelmiş bir mezun… 2001’liler hareketleniyor bir anda, gözleri arıyor sanki birini…

Eren’i arıyor gözler… Ortaokul, lise, yedi yıl birlikte, sonra hiç kopmayan bağlar… Onlar için hava durumu Eren’den sorulurdu… Düğünde nişanda, tatilde meteoroloji… Meraklıydı ta küçükten…

Sanki bir anda kararıyor hava, lapa lapa kar yağıyor şimdi bahçeye… Barton’un penceresine neşeyle yapışmış küçük bir yüz beliriyor sessizce… Kar yağıyor şimdi 150 yıllık bahçeye… Duramıyor Eren yerinde…

Bir anda açıyor güneş yine… Kalkıyor sınıf hep birlikte… Diziliyorlar Martin Hall’ün sağında yavru bir ıhlamur ağacının önüne… Ağaca Eren’in ismini verecekler, bir şiirle yaşatacaklar, karda kışta büyüyecek, yazda sıcakta, her haziranda açacak kokacak ıhlamur çiçekleri, okulları yaşadıkça, yaşayacak o da…

“Dolmasın gözlerin mezarımın başında,
Değilim ki orada uykuda.
Esen bin-rüzgarım ben.
Kar tanelerinin pırıltısı,
Olgun başakların güneşiyim ben.
Güz yağmurlarıyım usulca yağan.
Uyandığında bir sabahın mahmurluğuna,
Sessizce dönerek uçuşan kuşların neşesiyim.
Yumuşacık yıldız ışığıyım gecenin.
Durup ağlama başucumda.
Ölmedim ki, olayım mezarımda…

“Do not stand at my grave and weep,
I am not there; I do not sleep.
I am a thousand winds that blow.
I am the diamond glints on snow.
I am the sun on ripened grain.
I am the gentle autumn rain.

When you awaken in the morning's hush
I am the swift uplifting rush
Of quiet birds in circling flight.
I am the soft star-shine at night.
Do not stand at my grave and cry,
I am not there; I did not die.”

Mary Elizabeth Frye

Sınıf arkadaşlarından ilk Sezen Evirgen Öğücü alıyor sözü. Eren Kısmet’i anlatıyor kimi zaman neşeyle kimi zaman gözleri dolarak. 12 yaşında çocuklar olarak birlikte büyümelerinden, Eren’in her yağmur, her kar yağışında heyecanla pencereye koşmasını anlatıyor. Alp Öğücü, Mary Elizabeth Frye’ın şiirinin onu ne kadar iyi anlattığını söylüyor…

Mezarının başında durmuyor arkadaşları, onun havaya ve doğaya olan sevgisini çok güzel anlatan bu şiirin ve ağacının önünde duruyorlar. Fakat şiirin, “do not weep” kısmı pek olamıyor. Ihlamur ağacının dibine çiçeklerini koyup sessizce ayrılıyorlar.

150 yıllık bu okulun kıdemli mezunları geliyor ağacın altındaki banka. Usulca oturuyorlar, neşeli bir sohbetle hasret giderirken, ikindi güneşi hüzmeleniyor tam da ıhlamurun yapraklarına, daha bir yeşilleniyor, neşeleniyor, daha bir keskin kokuyor taze açmış ıhlamur çiçekleri...

Arkada provadan jazz melodileri yükseliyor yeniden. Eren de katılıyor usulca sınıf arkadaşlarının arasına, dudaklarında, “I am not there, I am right here, right now… I am the sun on lime blossoms.”

Törenin ardından Kinney Cottage’ın arka bahçesinde hem sınıf arkadaşı hem hayat arkadaşı olan Sezen Evirgen Öğücü ve Alp Öğücü ile Eren Kısmet’i konuşmak için bir araya geliyoruz.

Sezen Hanım, sizlerden Eren Kısmet’i dinleyince onun anısına bir ağacı isimlendirmek, bilim laboratuvarına bağış, tabi şiir çok duygulandırıcı ve ona çok yakışmış. Bize Eren Kısmet’ten ve onun adına gerçekleştirdiğiniz bağıştan bahsedebilir misiniz?

Sezen Evirgen Öğücü: Sınıf arkadaşımız Eren Kısmet’i, 2021 yılında, maalesef çok erken yaşta kaybettik. Eren, hepimiz için çok özeldi; insani yanı oldukça gelişmiş, insana dokunmayı bilen biriydi. Spora, özellikle de futbola düşkündü. Aynı zamanda hobileri vardı; örneğin hava olaylarına, meteorolojiye tutkundu. Ne zaman aşırı yağmur ya da kar yağsa, Eren sevinçten çıldırır ve cama koşardı. O yıllarda bugünkü imkânlar yoktu. Her gün Yahoo Weather'a girip oradaki hava durumunu, basıncını, nemini not ettiği bir günlüğü vardı. Bu ortaokuldan beri yaptığı bir şeydi.

Sonrasında ben Sabancı Üniversitesi'nde de Eren’le birlikteydim. Her zaman bilime meraklı bir arkadaşımızdı. Üniversiteden mezun olduktan sonra kendi işlerinde çalıştı. Fakat meteoroloji hep ilgi alanı olmaya devam etti. Aramızdan ayrılmadan 6-7 yıl önce Buluttan Bildiriyor ismiyle Instagram sayfası yarattı. Orada amatör bir meteoroloji uzmanı olarak, hava olaylarıyla ilgili görüş bildiriyordu. Sonra bunu bir mobil uygulamaya dönüştürdü. Hepimiz bu uygulamadan onu takip ediyorduk. Günlük hava durumu ve sıra dışı hava olayları hakkında bilgiler veriyordu. Ne zaman özel bir etkinliğimiz olsa, onu arar ve o gün hava nasıl olacak diye sorardık. Mesela bizim nişanımız ve düğünümüzde kendisine “Yağmur yağacak mı Eren?” diye sorduk. Organizasyonumuzu ondan gelen bilgiyle oluşturduk. Eren bizim için böyleydi.

Onun dışında Eren'in hem annesi Nilgün Kısmet (UAA'71) hem de ablası İpek Kısmet (UAA'96), Üsküdar Amerikan mezunudur. Ablası İpek, bizim 5 sene üstümüzdü. Teyzesi Zeynep Karaveli (UAA’78), halası Esin Kısmet Akalın (UAA’67), annesinin kuzeni Ayşenur Atasoy (UAA’71) da buradan mezundu. Üsküdar Amerikan onlar için bir aile geleneğiydi. Eren, Üsküdar Amerikan’ın içine doğmuş ve onunla büyümüş bir arkadaşımızdı. Okula bağlı olmayı, okulu sevmeyi bize aşılardı.

Buluttan Bildiriyor'la da sadece bizlere değil, onu tanımayan binlerce insana dokunmuş oldu. Eren’in hafta sonları Instagram'da, sosyal medyada samimi bir dille yazdığı yazılar birçok takipçi kazanmasına vesile oldu. Sonra Eren, Burçin'le tanıştı ve evlendiler. Meteorolojiye, arkadaşlarına, ailesine olan tutkusunu eşine de gösterdi; ona da gerçekten büyük bir tutkuyla, aşkla bağlıydı. Çok severek evlendiler. Bir de çocukları oldu. Ve maalesef Eren, daha çocuğu 40 günlükken hastalığını öğrendi. Ve iki sene içinde de aramızdan ayrıldı. Bu hastalık sürecinde çok mücadele etti. Ameliyatlar oldu, tedaviler gördü. Eşinin, çocuğunun, ailesinin yanında olabilmek için çok uğraştı, tüm gücüyle savaştı.

2021’de kaybettik Eren’i. 2021, pandemi senesiydi. Maalesef bizim o seneki Reunion’umuz Covid'den dolayı olamadı; uzaktan online olarak gerçekleşti. Beş sene sonra ilk defa Reunion yapıyoruz. Bizim mezuniyetimizin de 25. yılı. Eşim Alp’le ve arkadaşlarımızla, Eren adına bir şey yapmayı istiyorduk. Okul bahçemizde bazı isimleri olan ağaçlar, banklar var, vefat eden sınıf arkadaşlarının ismi verilen. Biz de Eren'in adını yaşatmak için hem okul laboratuvarına bir bağış kampanyası düzenledik hem de ismini bir ağaca vermek istedik.

İNSAN ADININ SÖYLENDİĞİ EN SON GÜNE KADAR YAŞAR

Alp Bey, Üsküdar Amerikan’ın arkadaşlıkları gerçekten güçlü bağlara sahip. Eren Kısmet anısına  düzenlediğiniz isimlendirme ve bağış nasıl gündeme geldi?

Alp Öğücü: Biz tam yedi yıl okuduk bu okulda. Bu da 12 yaşında bir araya gelmiş olan çocukların ergenlik dönemini bir arada geçirdikleri, hayatlarına, karakterlerine şekil verdikleri çok önemli bir dönemi ifade ediyor. Bunu bir aile bağı, kardeşlik olarak tanımlamak mümkün bence. Birbirimizin en güçlü ve zayıf yönünü biliyor; nasıl geliştiğini, nasıl büyüdüğünü, kırılganlıklarının ne olduğunu hepsini beraber yaşamış oluyoruz. Bu da çok yüksek bir bağ. O yüzden ben bunun kıymetini her yerde yaşıyorum, hissediyorum. Aktarmaya da çalışıyorum.

Tabii zaman içerisinde, hele yaşlar ilerledikçe, kayıplarımız oluyor. Genç yaşta kaybettiklerimiz insanı derinden etkiliyor. Eren'in kaybı, bütün arkadaş çevremizde çok büyük bir dönüm noktasıydı. Zamanı, ailenizle, arkadaşlarınızla geçirmenin ne kadar değerli olduğuna dair bir uyarıydı sanki. Çok üzüldük; çünkü çok yakınımızda olan, beraber büyüdüğümüz ve hepimize çok etki etmiş bir insandı. Onu kaybettikten sonra aklımızda hep “Acaba Eren'le ilgili anılarımızı nasıl yaşatırız?” diye bir soru vardı. Kendi aramızda çok konuştuk, hepimizi bir araya getiren yer olan Üsküdar Amerikan’dı, onu burada yaşatmak istedik.

Bu doğrultuda Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) ile temasa geçtik. Vakfımız bu konularda çok büyük hassasiyet gösteriyor. Kaynak Geliştirme Departmanı ve Mezunlar Ofisi, belli bir kaynağın bir öğrenciye burs olarak verilmesine veya okuldaki bir ihtiyacı karşılayacak şekilde kullanılmasına olanak veriyor. Hem Vakıfla hem de Mezunlar Derneğiyle irtibata geçtikten sonra çeşitli bağış biçimlerinin olduğunu öğrendik. Bizim için Eren'e dokunan, onun zevklerine, ilgi alanlarına dokunan bir şey yapmak çok önemliydi. Onu hatırlatan bir şiiri burada bir ağaçla beraber yaşatma imkânımız oldu. Onun adının yazıldığı bir ağaç ve yanı başında bir şiir… Az önce Sezen, Eren’in hava olaylarına olan merakından bahsetti, biz de onu çok iyi anlatan bu şiirle anacağız. Ayrıca okul laboratuvarında iki spektrofotometre ve inkübatöre onun ismini verdik.

Bunlar için de bağış topladık. Bizim için çok değerli olan şeyse, dönemimizden büyük çoğunluğun bu bağışa katılmış olmasıydı ve hedefimizi aştık. Eren’in bizim okulun dışındaki arkadaşlardı da bağışta bulundu. Böylece herkes Eren’i tekrar hatırladı. Kızılderililerin bir sözü var, insan adının söylendiği en son güne kadar yaşar diye… Biz de biraz bunu yapmak istedik aslında; bu okuldaki öğrenciler, Eren kimdir ne yapmıştır ne yaşamıştır, hep hatırlansın istedik. Belki birkaç kişinin aklında kalacak, merak edip öğrenecek. En önemlisi bizlerin anılarında yaşayacak. İnşallah bu acıları, erken kayıpları hiç yaşamayız.

İLGİLİ KONULAR
BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
27.09.2024

UAA’lı olmak ufkumuzu açtı

Bilge Zabcı Koloğlu (UAA’51) yaşamını toplumsal gelişmeye ve ilerlemeye adamış bir kadın. Kurucusu olduğu ve Türkiye’de birçok ilke imza atan YÖRET Vakfı ve imzasını attığı sanat ve edebiyat çalışmaları, toplumsal ilerlemenin bütüncül bir bakış açısıyla mümkün olabileceğinin de göstergesi.

Yorum ve görüşleriniz çok değerli.