Efsane Başkan Efser Kayral
Var mı böyle sevgili öğretmenleriniz?

Mezun öğretmen kuşağının örnek isimlerinden biriydi

04.06.2024

Üsküdar Amerikan Lisesinde 35 yıl öğretmen ve idareci olarak görev yapan mezunumuz Figen Ayfer (UAA’63) aramızdan ayrıldı. Tüm arkadaşları, öğrencileri ve ailesine baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz. Mezun ve öğretmenimiz 2018 yılında 55. Reunion’da kendi yaşamına dair yazdıkları ve arkadaşlarının anılarıyla kendisini saygı ve sevgiyle anıyoruz.

“AAG (American Academy for Girl) benim için tüm hayallerim ve hayatım. Çünkü 42 yılımı orada geçirdim. Daha ilkokul 2. sınıfta tercihimi yapmış ve bir aday numarasıyla kaydolmuştum. Sınavı kazanmam en büyük hayalimdi. Sevgili okulum bana kendi ayaklarım üzerinde durmayı, pozitif düşünceyi, araştırmacı ruhunu ve dayanışmayı öğretti. Kariyer kararımı Orta 2'de vermiştim. Kendi okulumda İngilizce öğretmeni olmak. Kendimi çok şanslı buluyorum çünkü tüm hayallerim gerçekleşti ve küçük yaşta çizdiğim yolda kıvançla yürüdüm. Tam 35 yıl öğretmen ve idareci olarak okulumun kapısından aynı heyecan ve sevgiyle girdim. Öğrencilerimle beraber May Day'ler diploma törenleri, çaylar, partiler ve sosyal faaliyetler planladık. Öğrenci Birliği sorumlu öğretmeni ve faaliyet müdürü olarak heyecan dolu, sevinçli, mutlu yıllar geçirdim.

En büyük gururum, yıllar sonra kendi öğrencilerimin öğretmen olarak okula dönmeleri oldu. Ben de genç mezun bir öğretmen olarak ilk yıllarda kendi öğretmenlerimle beraber çalışmıştım. Bu öğretmenlerimden alıp öğrencilerime verdiğim bir bayrak yarışı. Şu anda yetiştirdiğim öğrencilerin okulun her kademesinde bulunması beni gururlandırıyor, onur duyuyorum.

Emeklilik günlerimde geriye bakıp yaşadığım tüm güzellikleri anımsarken okuluma binlerce teşekkür ediyorum.”

Figen Ayfer (UAA’63)

Figen Ayfer’e veda…

Tülin Büyükalkan (UAA’65)
İngilizce Öğretmeni ve Okul Müdürü 1968-2000
Sağlık ve Eğitim Vakfı Eğitim Koordinatörü 2000-2010

Dünyadan güler yüzlü, iyi kalpli, yardımsever bir melek geldi geçti… Sessizce acısını ve derdini içine gömerek bizleri terk etti. O melun hastalıktan kurtulması için ne kadar dua etmiştik. Ümitle beklemiştik, ama olmadı. Bizleri büyük bir üzüntüye boğarak kalplerimizde iyileşmeyecek yaralar açarak gitti. Onun gülen yüzünü, sevgi dolu yüreğini unutmamız mümkün değil.

Son yıllarda buluşacağımız günleri iple çeker olmuştuk. Ne kadar sevinirdik beraber kahvemizi yudumlayacağız diye. Maalesef perde kapandı, oyun bitti, ama anılar tek tek aklımda.

Amerika’ ya bir grup öğrenci götürmüştük. Öğrencilerden biri hastalanınca bir devlet hastanesinde sabahlamıştık. Bendeki panik, Figen’deki sakinlik öğrencimizi çok şaşırtmıştı. İki tezat yaklaşım öğrenciyi çabuk iyileştirmişti.

Yıllar önce terör hareketlerinin bıktırıcı ortamında okullarda güvenlik önlemleri artırılmıştı. Tabii ki okulun şimdiki güvenlik sistemiyle karşılaştırma yapılamaz. O zaman kapıda bir bekçi bulunurdu. İçeri girmek isteyenden sadece kimlik kartı alınırdı. Bir gün, Milli Eğitim’den okulların dikkatle korunması hususunda bir yazı gelmişti. Nöbetçi öğretmenlerin çok dikkatli olmaları, bahçenin her yanına bakmaları hatta çöp bidonlarına bile bakmaları gerektiği ve tehlikeli bir durum gördüklerinde okul müdürlüğüne ve onların da karakola bildirmeleri istenmişti. İlk kez bu görevi Figen ve ben yerine getirecektik. “Peki biz şimdi ne arayacağız?” diye sormuştu. Ben de bomba falan deyince, her ikimiz de kahkahalara boğulmuştuk. Hayatımızda hiç bomba görmemiştik ki! Görevi korkuyla tamamladıktan sonra derin bir nefes almıştık.

Gene bir gün Amerika’ da bir üniversite kampüsünde yemek sonrası Figen bir sigara içmek istemişti. Hemen yemekhane binasının dışında bir yerde ayakta sigara içerken binadaki yangın alarmı aklımızı başımızdan almış, aceleyle sigarayı söndürüp başka bir binaya sığınmıştık.

Avrupa’ da bir konferansa katılmak için Paris’ e gitmiştik. Ucuz olur diye şehrin merkezinden biraz uzakta öğretmen evinde kalmıştık. Sabah erkenden kahvaltı etmek üzere asansöre bindiğimizde uzun çizgili pijamalı beyler gördük. Tabii çok şaşırdık. Pijama ile de dolaşılır mı deyince Figen, adam bize dönüp Fransızca olarak evet pijama ile kahvaltıya iniyoruz demişti. Figen’ le ben hem utanmış hem de şok olmuştuk.

Bir zamanlar okul bahçemizde iki tane salıncak vardı. Öğrenciler dersteyken gider bol bol sallanırdık. Bir gün, okula geç gelen iki öğrenci bizi görünce “Aa siz salıncakta sallanır mıydınız?” dediler. Kendimizi o küçük çocukların yanında suç işlemiş gibi hissedip o alanı apar topar terk etmiştik.

Beni hâlâ gülümseten bir başka anı da okulda gerçekleşti. Bir sabah dersten çıktıktan sonra Figen günaydın demek üzere Dean’s Office’e gelmişti. “Çok eğlenceli bir ders yaptık, öğrenciler gülmekten kırıldı” dedi. “Ne anlattın onları bu kadar güldürecek?” dediğimde, “Romandaki baş karakterin kişiliğini incelerken, onun yürüyüşünü taklit ettim. Adam sağa sola yalpalayarak yürüyordu” dedi. Sonra bana da göstermek üzere ofisin kapısından masama doğru yalpalayarak yürüdü. Bir de ne göreyim! Figen’ in bir ayağında koyu vişne rengi ayakkabı, bir diğerinde de aynı biçimde lacivert ayakkabı vardı. “Figen, çocuklar nasıl gülmez. Ayakkabıların farklı renkte” dediğimde, kendi de kahkahalara boğuldu. Sonra sabahleyin kimse uyanmasın diye elektriği açmadan ayakkabılarını karanlıkta giydiğini anlattı. O gün içinde bir ara sınıfa derste çok güldüklerini söylediğimde “Figen Hanım dersi o kadar güzel anlattı ki dikkatimizi çekmek için ayakkabılarını bile farklı giymişti” dediler.

Emekli olduktan sonra gül ve lale zamanı olmak üzere Göztepe Parkına gider ve bu şölenin bir parçası olurduk. Sanki bu bizim için bir ritüeldi.

Sevgili Figen, o kadar çok anı var ki hangisini buraya sığdırayım? Bana çok iyi bir arkadaş, dost ve de kardeş olduğun için sana minnettarım. Seni çok seviyor ve özlüyorum.

“Sevgili Figen,
Emeklilikte daha iyi tanıma fırsatını bulduğum arkadaşım. Haydi yürüyelim, kahve içelim, konuşalım, laleleri görmeye gidelim ya da her neyse bahanemiz; hemen buluşup, çoğunlukla uzunca yürüyüp, güzellikleri paylaştığım hayat dolu arkadaşım, ne oluyor derken apar topar kaybettim seni. Nilgün arkadaşımızın dediği gibi, sen hep tüy gibi hafif oldun. Her işini hiç hissettirmeden kolayca hallettin… Hiç kimse için kötü bir şey söylemeden… Seninle daha yaşanacak pek çok günümüz var sanırken, gittin… Seni çok özlüyorum.”
- Nesibe Nuhoğlu (UAA’68)

Hayatta, okulda ve meslekte birlikte...

Betül Sallı (UAA’65)
UAA İletişim ve Sosyoloji Öğretmeni

“Yıllar önce Kalamış’ta iki müstakil ev, iki komşu… Birinde teyzemler, diğerinde Figen Ayfer Ülger ailesi yaşıyor. Sevgili arkadaşım Figen’i öyle tanıdım. İlkokul çocuklarıydık. Sonra, ikimiz de Üsküdar Amerikan Kız Liseli olduk. Mezun olduktan sonra, Figen üniversitede İngilizce okudu, ben Sosyal Bilimler. Üniversite bitince Figen, okulumuzda İngilizce öğretmenliğine başladı. Ben önce Mezunlar Derneğinde çalıştım, sonra öğretmenliğe başladım.

Ancak en güzel yıllarımız Morgan Hall’un girişindeki, Red Room’un yanındaki, sevimli, şirin “akvaryum” ofisimizde geçti. Ne çok anı biriktirdik… Figen, İngilizce öğretmeni ve idareci idi. (Activities Director). Bilenler bilir, sanki ayaklarında “paten” vardı. İnanılmaz bir hızla okulun her köşesini dolaşırdı. Öğrenci Birliği Başkanları ile devamlı iletişim halindeydi. (O yıllarda muhteşem öğrenci birliği başkanları ile çalıştı.) Bir bakardınız idareye toplantıya gidiyor, bir bakardınız auditorium’da sahnede, güzel İngilizcesi ile simültane tercüme yapıyor.

Bazı günler, May Day hazırlıkları sırasında “may pole”u kurdururken, öğrencilere eski May Day kutlamalarını anlatıyor.

Bazen, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında Yahya Efendi ile sahneyi düzenliyor.

Bazen öğrenci çay partilerinde nöbetçi öğretmen.

Bazen TOEFL sınavlarında mümeyyiz.

Bazen “Commencement” ve “Awards Assembly” toplantılarında…

Bu arada dersimiz yoksa ve ikimizde ofisteysek çok eğlenirdik.

En sıkıntılı olduğumuz günlerde bile Figen gülecek, güldürecek bir şey bulurdu.

Her konuda konuşabileceğim, dertleşebileceğim, dedikodu yapabileceğim, gülebileceğim sevgili arkadaşımla Üsküdar Amerikan Lisesinde günlerimiz az arayla sonlandı.

Biraz da çocuklarımız ve torunlarımıza daha fazla zaman ayırmak istedik.

Yeni hayatlarımızda da hiç kopmadık. Bağdat Caddesi’nde bütün cafeler artık bizimdi.

İstanbul’da olduğumuz zamanlar hep buluşuyorduk.

Her zaman inanmışımdır ve dile getirmişimdir.

Okul arkadaşlığı, sınıf arkadaşlığı, yatılı arkadaşlığı çok güzeldir, ama olgun yaştaki çalışma arkadaşlığı, dayanışması bambaşkadır.

Çalışma hayatımda seni tanıdığım için çok mutluyum, iyi ki o güzel günleri beraber yaşamışız Figenciğim.

Seni, her zaman yürüyüş yaptığın Fenerbahçe'den uğurlamak çok zordu.

Seni çok seviyor ve özlüyorum, canım arkadaşım…”

 

“Güzel Figenim, şaka yaptın değil mi? Ben Bodrum’dan dönünce bir yerde buluşup kahvaltı yapacaktık! Sözün bittiği yer…1974’ten beri arkadaş olduk, kardeş olduk ve sen acele ettin! Bu kadarmış! Naif, kimseyi kırmayan, hassas, hatırnaz, candan arkadaşım, yattığın yerde huzur bulacaksın, biliyorum… Nur içinde uyu!”
- Gılman Gencel Bilsev

“Figen’ciğim, canım arkadaşım; sıcacık, hayat dolu, neşeli, olumlu, güler yüzle ufak şeylerle bile mutlu olan dostum! Evine gidersin, ne kadar rahat ettirir seni; huzur duyarsın, keyiflenirsin… Figen’le yaptığın her şey, hatırlayınca gülümsetir insanı. Birlikte yaptığımız yolculuklardan ne güzel anılarımız var… Çalışkan, cömert, düşünceli dostum, seni çok özlüyorum.
Huzur içinde dinlen…”
-Jülide Baysal (UAA'65)

Katkıları ve fotoğraflar için Hilal Bektaş (UAA'79) ve Pınar Gökbayrak'a (UAA'99) teşekkür ederiz.

İLGİLİ KONULAR
BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum ve görüşleriniz çok değerli.

CO dijital logo
Bu site kullanıcı deneyiminizi iyileştirmek için KVKK ve GDPR çerçevesinde Çerez (Cookie) kullanmaktadır.
Bu konuda detaylı bilgi almak için Güvenlik, Gizlilik ve KVKK Metinleri sayfalarını inceleyebilirsiniz.
Sitemizi kullanarak, Çerezleri kabul ettiğinizi beyan edersiniz.